Translate

4 Mayıs 2026 Pazartesi

ALİCE'İN DÜNYA TURU_LESLEY M.M BLUME ÖZET-HİKAYE HARİTASI-SORU ÖRNEKLERİ


 ALİCE'İN DÜNYA TURU_LESLEY M.M BLUME
    KİTAP ÖZETİ

Hikâye 1927 yılında New York’ta geçer. Alice Atherton, dadısı Bayan Pennyvator ile şöminenin başında coğrafya dersi yapmaktadır. Dışarıda kar yağarken Alice parkı izler, karın altında saklanan hayvanları hayal eder ve ders ona çok sıkıcı gelir. Dadısının aslında yaşlı olmamasına rağmen solgun görünümünden dolayı ona içinden “yaşlı” diye hitap eder. Sıcak ortamın etkisiyle uykusu gelir, sorulara cevap veremez ve dadısı tarafından sürekli uyarılır. Neden böyle olduğunu soran dadısına sadece uykulu olduğunu söyler.

Bayan Pennyvator, Alice’in ateşi olduğunu fark edince kabakulak ya da kızıl olmasından korkar ve hemen doktoru çağırır, aynı zamanda babası Bay Atherton’a haber verir. Doktor muayene eder ve ciddi bir hastalık olmadığını, durumun abartıldığını söyler. Dadı rahatlar ancak asıl korkusu, Alice’in annesini altı ay önce kaybettikleri hastalığın tekrar etmesidir. Bu noktada Alice annesini hatırlar; annesinin kışı çok sevdiğini ve birlikte geçirdikleri zamanların ne kadar özel olduğunu düşünür.

Babası geldiğinde dadı durumu anlatır ve Alice’in hâlinin annesinin kaybıyla ilgili olabileceğini söyler. Bay Atherton bunun herkes için zor olduğunu kabul eder ve kızı için dikkatini dağıtacak bir şey bulmaları gerektiğini düşünür. Gece dadısı uyuduktan sonra Alice yatağından kalkıp babasının yanına gider. Babası ona bir sürpriz yapacağını, dadısıyla birlikte New York dışında bir yere göndereceğini söyler. Kendisi ise yoğun işleri nedeniyle onlara katılamayacaktır.

Ertesi gün Bay Atherton bir yere mektup gönderir ve bu mektuplaşma bir hafta boyunca devam eder. Ardından Bayan Pennyvator’u yanına çağırarak bavulları toplamasını ister ve Fransa’ya gideceklerini söyler. Orada Murphy ailesinin, yani Sara ve Gerald’ın olduğunu, ilkbaharın son günlerini ve yazın tamamını onların yanında geçirmeleri için anlaştığını anlatır. Ailenin üç çocuğu vardır ve Bay Atherton, Alice için bunun iyi olacağını düşünmektedir.

Bayan Pennyvator seyahat etmeyi sevmediği için bu habere pek memnun olmaz, hatta rengi atar. Ancak Bay Atherton kararlıdır ve onları göndereceğini açıkça ifade eder. Murphy ailesinin Alice’in annesi tarafından da sevildiğini söyler. Ayrıca Amerikalıların çocuklarını sanat ve tarih öğrenmeleri için dünya turuna gönderdiklerinden bahseder ve Alice’in de böyle bir yolculuğa çıkmasının doğru olacağını düşünür. Aslında onun amacı, Alice’in annesinin ölümünü atlatabilmesi için hayatın içine karışması ve yaşamla bağı güçlü olan bu ailenin yanında bulunmasıdır.

Bunu Alice’e sorduğunda Alice kendini cesur hisseder ve gitmeyi kabul eder. Bavullar hazırlanır ve Atlas Okyanusu’nun doğusuna giden, adıyla uyumlu büyük bir gemi olan HMS Sojourn’a binerek yola çıkarlar.

Alice ve Bayan Pennyvator trenle yolculuk ederken Pennyvator sürekli bayılır ve rahatsızlanır. Trendeki görevliyi çağırıp ne kadar yolları kaldığını sorar; görevli iki saat daha olduğunu söyler. Zaten altı saat yol gelmişlerdir ve toplamda yaklaşık sekiz saatlik bir yolculukla Fransa’ya doğru ilerlemektedirler. Pennyvator ışıktan rahatsız olduğu için sürekli perdeleri kapatır, bu yüzden dışarıyı doğru düzgün izleyemezler. Gemi yolculuğu da oldukça zorlu geçmiştir ve Fransa’ya geçmeden önce Londra’da bir hafta kalmışlardır. Londra’nın kasvetli havası ikisini de bunaltmış, otelden neredeyse hiç çıkmamışlardır. Paris’e ulaşmak için tren, gemi ve tekrar tren kullanmaları gerekir. Pennyvator’ın Paris’e gitmek istememesi için birçok sebebi vardır; sütün pastörize edilmemesi, tuvaletlerin kötü olması, insanların sokakta yemek yemesi ve ışığa duyduğu rahatsızlık bunların başında gelir.


Yolculuk sırasında Alice dışarıyı izler, gazete kupürlerine bakar ve Murphy ailesinin fotoğraflarını inceler. Gerald’ın bir kılıcı ve dikkat çekici bir kolyesi vardır. Pennyvator bu görüntüden hoşlanmaz, onları hedonist, serseri ve anarşist olarak görür. Alice’e de onu bu “pislikten” koruyacağını söyler ve yol boyunca ders anlatmaya devam eder. Bir süre sonra tren yolculuğu sona erer, eşyalarını alıp inerler. Alice annesinin rozetini takar; Pennyvator çıkarmasını istese de Alice çıkarmaz. Bay ve Bayan Murphy’yi beklerlerken onları bahçıvan Gaston karşılar ve eşeklerin çektiği garip bir arabayla yola çıkarlar.


Bir tepeyi aştıklarında Alice, ağaçlarla çevrili, geniş bahçeli, beyaz tenteli büyük bir ev görür ve hayran kalır. Eve girdiklerinde kimseyi bulamazlar. Gaston onları bahçeye götürür ve orada uyumakta olan Bay Murphy’yi görürler. Pennyvator onu dürter, adam uyanıp şaşkınlıkla kim olduklarını sorar. Kendilerini tanıttıktan sonra eşi de gelir. Gerald Murphy ve eşi Alice’e sarılır, bu durum Alice’in çok hoşuna gider. Alice, kılıcından dolayı onu tanıdığını söyleyince Gerald kılıcı korsanlardan korunmak için taşıdığını, onların reçellerini çalmaya çalıştığını söyleyerek şaka yapar. Pennyvator bu davranışı saçma bulur.

Ardından çocuklarla tanışırlar: sekiz yaşında Patrick, altı yaşında Baot ve Alice ile yaşıt Honoria. Ayrıca Mistigris adında bir maymunları vardır. Maymunu görünce Pennyvator bayılır ve onu odaya götürürler. Üst katta dinlenirken hizmetçi Isabel gelir, yiyecek getirir ve eşyaları yerleştirmek ister. Ancak Pennyvator buna karşı çıkar ve buradan gideceklerini söyler. Bay ve Bayan Murphy ile konuşmak için aşağı iner. Bu sırada çocuklar Alice ile tanışmak için gelir ve sohbet ederler. Aşağıdaki konuşmaları dinlediklerinde Pennyvator’ın buranın pis olduğunu, burada kalmayacaklarını ve yemek bile yemeyeceğini söylediğini duyarlar. Murphy ailesi ise iki gün boyunca buradan ulaşım olmadığını, ilk trenin iki gün sonra olduğunu söyler.

Bu iki gün boyunca Pennyvator, Alice ile birlikte odadan çıkmaz, perdeleri bile açmaz ve Alice’e sürekli ders çalıştırır. Alice dışarıdan çocukların seslerini duyar ve aklı hep onlarda kalır. Isabel ara ara yemek getirir. İki günün sonunda eşyalarını toplayıp aşağı inerler. Ancak burada Pennyvator’ın Alice’in babasına telgraf çektiğini ve babasının da Pennyvator’ın geri dönmesini, Alice’in ise orada kalmasını istediğini öğrenirler. Böylece Pennyvator New York’a geri gönderilir. Alice çok mutlu olur ve kalmak istediğini söyler.

Daha sonra bahçede birlikte yemek yerler. Alice ilk kez büyüklerle aynı sofrada yemek yemektedir. Yemek sırasında Gerald, Pennyvator’ın çocukların eğitimsizliği hakkındaki sözlerinden ilham aldığını ve bir eğitim başlatacaklarını söyler. Çocuklar bu fikri sevmez ancak Gerald bunun eğlenceli olacağını, unutulmaz bir yaz geçireceklerini söyleyerek onları ikna etmeye çalışır.

Alice sabah uyandığında aşağı inip inmemesi gerektiğine karar veremez, kıyafetlerini bile giymeden geceliğiyle yarım saat bekler. Bu sırada çocuklar yanına gelir ve neden hâlâ kalkmadığını sorarlar. Alice de kalktığını ama onları beklediğini söyler. Ardından birlikte kahvaltıya gitmek ve sahile inmek için eşeklere bineceklerini öğrenir. Aç olduğunu söyler, ancak kahvaltıyı sahilde yapacaklarını anlatırlar. Honoria, Alice’ten oyun kıyafetini giymesini ister fakat Alice’in dolabında böyle bir kıyafet yoktur. Bunun üzerine Honoria kendi beyaz elbiselerinden birini verir. Alice annesinden kalan broşunu takar, ayakkabılarını giyer ve aşağı iner. Çocukların ayaklarının çıplak olduğunu görünce o da ayakkabılarını çıkarır, ancak broşunu çıkarmak istemez. Bayan Murphy, broşun annesine ait olduğunu bildiği için ısrar etmez, sadece dikkat etmesini söyler.


Eşeklere binerler ve Alice Honoria’nın arkasına oturur. Yolda ağaçlardan meyve toplar, kayısı yerler. Alice’in üzerine kayısı suyu dökülünce korkar ama Honoria bunun önemli olmadığını söyler. Sahile vardıklarında eşekleri bağlarlar ve sahilin yosunlarla kaplı olduğunu görürler. Bay Murphy elinde kılıçla yosunlarla mücadele etmektedir ve ona “dov dov” diye lakap takmışlardır. Bay Murphy, yosun canavarının kendilerini ele geçirmeden önce birlikte hareket etmeleri gerektiğini söyleyerek onları oyuna dahil eder. Hep birlikte yosunları topladıktan sonra temizlenmeden kahvaltıya geçemeyeceklerini söylerler. Kahvaltı oldukça eğlenceli geçer; meyveler, piknik sepetinden çıkan tereyağı, ekmek ve peynir gibi yiyecekleri yerler, şakalaşırlar ve oyunlar oynarlar.

Bu sırada Gaston ertesi gün öğretmenlerinin geleceğini haber verir. Çocuklar Alice’i şehir merkezine sinemaya götürmek ister ve izin isterler. Gaston’un onları götürebileceği söylenir. Gaston çocukları şehre götürür ve saat dörtte geri almak üzere bırakır. Kilise çanı on iki kez çaldığında sinemanın başladığını anlarlar. Dört bilet alıp karanlık salona girerler. Işıklar kapanınca Alice ilk kez böyle bir ortam gördüğü için şaşırır. Film başlar ve Felix the Cat’i izlerler. Piyanist film boyunca müzikle eşlik eder, ancak bir an durunca Patrick onu geri çağırır ve birlikte çalmaya devam ederler. Ardından ikinci bir film başlar; bir Hint prensinin zalim bir kral olmaması için Amerika’ya gönderilmesini anlatan bir hikâyedir.

Film bitince herkes dışarı çıkar, sıcak havada yüzlerini yıkar ve su içer. Daha sonra bir pastanenin önünde durup içerideki yiyeceklere bakarlar. Pastanenin sahibi Madam Claudette dışarı çıkar, Murphy çocuklarını tanır ve Alice’in kim olduğunu sorar. Çocuklar şaka yaparak Alice’in batmış bir gemiden kurtulan kardeşleri olduğunu söylerler. Madam Claudette onları içeri davet eder ve herkese pasta verir, ancak Doğuta vermez. Ona pasta almak için dans edip şarkı söylemesini ister. Doğuta dans eder ve şarkı söyler, insanlar onları izler, hatta yaşlı bir kadın onlara para verir.

Patrick dilek tutmalarını söyler ve parayı çeşmeye atmayı düşünürler. Sonra parayı Alice’in atmasına karar verirler. Alice parayı atarken bir dilek tutar. Ne dilediğini sorduklarında Honoria dileğin söylenmemesi gerektiğini hatırlatır. Alice gülümser, pastasından bir lokma alır ve içinden bu yaz tatilinin sonsuza kadar sürmesini dilediğini düşünür.

Sabah uyandıklarında Petrik acil durum diyerek herkesi çağırır. Alice elbisesini giyip aşağı indiğinde bahçedeki kahvaltı masasının yanında Pablo ile tanışır. Herkes onu çok sever, çocuklar ona koşar. Pablo esprili birisidir, yemeklere saldırır ve Petrik de onun gibi canavar hareketleri yapar. Alice’i arkadaşlarıyla tanıştırırlar ve onun İspanya’dan gelen Senyor Pablo Picasso olduğunu, bir sanatçı ve onların öğretmeni olduğunu söylerler.


Ders başlar. Pablo “Sanat nedir?” diye sorar. Honoria resim, Petrik çizim, Alice ise müzede sergilenen şeyler diye cevap verir. Ardından “Sanat neyden yapılır?” diye sorar. Çocuklar boyalarla, kâğıtlarla yapıldığını söyler. Pablo cevapların doğru olduğunu ama yine de üzüldüğünü belirtir ve sanatın her yerde olduğunu, etraflarının sanatla dolu olduğunu anlatır. Bir ağacın dalının bile sanat olabileceğini söyler. Baot buna katılmayınca Pablo çatal ve kaşıkları bir araya getirerek bir şekil oluşturur ve bunun neye benzediğini sorar. Alice etekli bir kadına benzediğini söyler ve doğru cevabı verdiği için ödülü kazanır.


Daha sonra masadaki beyaz örtüyü hızla çeker, birkaç meyve yere düşer ama geri kalanlar yerinde kalır. Örtüyü yere serip kirazla üzerine çizimler yapmaya başlar. Bir süre sonra Pablo’nun kendini çizdiği fark edilir. Bay Murphy eşinin örtüye üzüleceğini söyler ama herkes kirazlarla örtü üzerine şekiller yapmaya devam eder. Daha sonra bu şekilleri kesip asarlar ve bir sergi oluştururlar. Alice de kendini çizer.


Sonraki ders için arabayla bir hurdalığa giderler. Pablo burada da sanattan bir şeyler çıkarabileceklerini söyler ve bir bisiklet gidonu ile sele kullanarak bir boğa yapar. Çocuklar da hurdalardan çeşitli parçalar toplar. Bunları bahçeye getirirler. Ancak akşam davet olduğu için Bayan Murphy kızar ve onları arka bahçeye gönderir. Orada Pablo ile birlikte bir fıçıdan ilham alarak bir keçi yaparlar, üzerine süpürge çalıları eklerler.

Akşam davetliler gelir, herkes hazırlanır. Bayan Murphy sürpriz bir konuk olduğunu söyler ve herkes bir prens geleceğini düşünür. İlk olarak maymun Mistigris gelir, ardından Senyor Picasso gelir. Misafirler şaşırsa da asıl sürpriz değildir. Son olarak servis arabası üzerinde yaptıkları keçi getirilir; adına “Keçi Gerald” demişlerdir. Herkes şaşırır, bazıları korkunç bulur. Bunun Pablo’nun yaratıcılığı ve dört öğrencisiyle yaptığı bir eser olduğu ve ertesi gün Louvre Müzesi’ne gönderileceği söylenince insanlar daha fazla ilgi göstermeye başlar.

Bayan Murphy, Alice’e Gerald ve Pablo’nun birlikteyken hep böyle şeyler yaptığını söyler. Alice artık dadısının düşüncelerini umursamadığını, Senyor Picasso’yu ve onun sigara tüttüren keçisini bile sevdiğini söyler. Yemekten sonra odasına çekilir, babasına bir mektup yazar; yaşadıklarını, onu özlediğini, yalın ayak dolaştığını, keçiyi ve yeni arkadaşlarını anlatır.

Ertesİ sabah Senyor Picasso gitmiştir ama keçi bahçede durmaktadır. Görevliler gelip onu müzeye götürür. Bir hafta sonra New York’ta babası Bay Atherton mektubu okur ve bu ailenin kızını yeniden hayata döndürdüğünü düşünür.

Haziran ayının ortalarıdır, hava sıcaktır ve Picasso’nun gidişinin üzerinden bir hafta geçmiştir. Alice ve çocuklar yine eşeklere binip sahile giderler. Alice artık Honoria’ya rahatlıkla sarılmaktadır. Yolda kitap okurlar; o gün Honoria, Marie Antoinette hakkında bir kitap okumaktadır. Bunun üzerine konuşurlar. Marie Antoinette’in pırlantalar içinde yaşayan, herkes fakirlik çekerken gösterişli ziyafetler veren bir Fransız kraliçesi olduğunu ve sonunda giyotinle idam edildiğini anlatırlar. Yaptığı ihtişamlı sofralardan, çeşit çeşit yemeklerden ve tatlılardan söz ederler. Çocuklar kendi aralarında hep basit şeyler yediklerini, böyle görkemli yemekler hiç yemediklerini söylerler. Alice ise buna çok da üzülmez çünkü buraya gelmeden önce Pennyvator yüzünden hep tatsız, lapa gibi yemekler yemiştir.


Bir gong sesi duyulur ve hepsi villaya çağrılır. Dove Dove’un bir açıklaması, bir sürprizi vardır. Eve döndüklerinde ıhlamur ağacının altında Bumbey adında, kum rengi saçlı dört yaşlarında bir çocukla tanışırlar. Ardından Ernest amcayı gösterirler; bu ünlü yazar Ernest Hemingway’dir. Yeni öğretmenlerinin o olduğu, birkaç gün ailesiyle birlikte kalıp onlara eğitim vereceği söylenir. Daha sonra çocuklar bahçeye gönderilir, akşam yemeği için sebze toplamaları istenir. Alice ilk kez sebze toplamanın heyecanını yaşar. Bumbey ona yol gösterir. Domates toplarken bir tırtıla dokunur ve korkar. Patrick gelip onu alır; hayvanları çok sevdiğini ve onlarla özel bir bağı olduğunu anlatırlar.


Sofraya oturduklarında herkes Hemingway’in yanında oturmak ister ve çocuklar onun etrafında toplanır. Patrick tırtılı da masaya getirir, Baot onu ezmek isteyince kızar. Hemingway bu canlıların ne kadar özel olduğunu, hayatta kalmak için nasıl mücadele ettiğini, kendini korumak için çevresiyle aynı renge büründüğünü anlatır. Çocuklarla hangi kitapları okuduklarını konuşur. Konu yine Marie Antoinette’e gelir ve çocuklar neden böyle şık yemekler yemediklerinden şikâyet eder. Bunun üzerine Hemingway bunun önemli bir ders olduğunu söyler. Basit yemeklerin de ne kadar değerli ve lezzetli olduğunu anlatır, gösterişli sofralara özenmemeleri gerektiğini vurgular.

Sonra Bay Murphy’ye yeni teknenin durumunu sorar. Teknenin adı Picaflor’dur. Ertesi gün şafak vakti herkes erkenden kalkar, kahveler hazırlanır ve tekneyle yola çıkarlar. Güneş doğarken Hemingway balık tutmaları için çocuklara yardım eder. Alice ilk kez yem olarak kullanılan küçük balığa dokunur. Bir süre sıkılırlar, küçük balıkları geri atarlar. Sırayla herkes balık yakalar ama Alice başaramaz. Bu sırada Hemingway’in bacaklarını fark ederler; Bay Murphy onun Birinci Dünya Savaşı’nda bulunduğunu anlatır. Alice de babasının bu savaşı anlatan kişilerle konuştuğunu hatırlar.

Sonunda Alice’in oltasına bir balık takılır ve Hemingway’le birlikte zorlanarak çekerler. Bunun bir kılıç balığı olduğunu görürler. Hemingway Alice’e “O seni seçti, ona selam ver” der. Alice selam verir. Ancak Hemingway bu kadar özel bir balığı yemeyeceklerini söyleyerek onu tekrar denize bırakır.

Akşam kıyıya dönerler, ateş yakıp tuttukları balıkları pişirir ve keyifle yerler. Çocuklar Hemingway’e ders vermediğini söyleyince, aslında gün boyu yaptıkları her şeyin birer ders olduğunu açıklar. Neler öğrendiklerini sorar. Honoria balıkların da bir ziyafet olduğunu söyler, Baot denizin içinde bambaşka bir dünya olduğunu fark ettiğini anlatır, Patrick ise tırtılın bir katedral gibi olduğunu söyler. Alice ne öğrendiğini düşünürken uykuya dalar; eğer uyumasa dünyanın, canlıların ve yiyeceklerin artık ona çok daha harika göründüğünü söyleyecektir.

Birkaç gün sonra Hemingway ailesi İspanya’daki boğa güreşlerini izlemeye gider. Herkes onları uğurlarken Honoria uğurlamak istemez çünkü boğa güreşlerini vahşi bulmaktadır. O hafta daha sakin geçer; ıhlamur ağacının altında vakit geçirirler. Hava iyice ısınmış, neredeyse fırın gibi olmuştur. Kahvaltıdan sonra yüzmeye gitmeleri söylenir. Baot havanın sıcak olmadığını söyleyip müzik açarak dans etmeye başlar; dans etmeyi çok sevmektedir.


Bay Murphy elinde kâğıtlarla gelir ve Alice’e babasından gelen mektubu verir. Ardından önemli bir haber verir: Serge gelmektedir ve yanında balerinler ile dansçılar vardır. Bayan Murphy bu duruma sinirlenir, onları nerede ağırlayacaklarını düşünür. Arkadaşları Anto ile’nin otelini kullanmayı planlarlar. Gelecek kişi, dünyaca ünlü Rus bale hocası Serge Diaghilev’dir. Rusya’daki karışıklık ve savaş nedeniyle ülkesine dönememektedir. Baot erkeklerin dans edemeyeceğini düşündüğünü söyleyince Gerald buna kızar.


Alice babasının mektubunu okur. Babası onun mutlu olmasına sevindiğini, yaşadıklarını anlatmasını istediğini, sanatçılarla tanışmasından gurur duyduğunu ve her anın tadını çıkarması gerektiğini yazar; annesinin de böyle yapacağını söyler. O gün hep birlikte otele giderler. Otel sahibi kullanmalarına izin verir ama sezon dışı olduğu için otel kapalıdır ve çalışan yoktur. Hepsi birlikte odaları hazırlar. Bu sırada bir teknenin yanaştığını görürler; Serge ve dansçılar erken gelmiştir. Hep birlikte yemek hazırlayıp bahçede yerler. Dansçılar çok zarif görünür ve Alice ile çocuklar buna hayran kalır.


Serge, aralarında dans eden biri olduğunu duyduğunu söyler. Baot dans etmeyi sevdiğini belirtir. Serge bazı hareketler yapar, Baot da onu taklit eder ve yetenekli olduğu anlaşılır. Serge bu hafta yeni bir gösteri hazırlayacaklarını söyler. Hotel du Cap’ta çalışmalar başlar. Honoria Satürn, Patrick Merkür, Alice Ay olur ve eşarplarla gösteri hazırlarlar. Baot ise daha ileri seviyede olduğu için Serge ile özel olarak çalışır.

Gösteri günü yaklaştığında Serge’e neden ülkesine gidemediğini sorarlar. Ülkesinde savaş olduğunu, çar ve çariçenin idam edildiğini ve büyük bir karışıklık yaşandığını anlatır. Bu durum herkesi üzer. Alice de kendi hayatındaki kaybı hatırlayıp ağlar. Bayan Murphy onu odasına götürür, teselli eder ve sevilen birini kaybetmenin insanı nasıl etkilediğini anlatır.

Cumartesi günü büyük gösteri yapılır. Önce çocuklar sahne alır. Ardından Serge sürpriz yaparak kendi profesyonel dansçılarıyla aynı gösterinin gerçek versiyonunu sunar. O sırada otelde kalan tek misafir olan, kendi hâlinde duran New York Times yazarı John Emery de gösteriyi izler ve çok etkilenir. Daha sonra odasına gidip bu deneyimi yazar.

New York’ta Bay Atherton bu yazıyı okuduğunda büyük heyecan duyar. Dünyaca ünlü bir sanatçının gösterisinde kızının da yer aldığını öğrenmek onu çok mutlu eder. Alice’in iyileşme sürecinin beklediğinden daha iyi gittiğini düşünür ve her şeyi kendi gözleriyle görmek için yola çıkmaya karar verir.

Zelda ve Scott Fitzgerald ile tanışırlar. Gerald, onların çocuklara ne öğretecekleri konusunda tedirgindir çünkü kendilerinden önce gelen öğretmenleri düşünür. Zelda ve Scott da çocukların ne kadar şanslı olduklarını söyler ve şaka yollu isterlerse onlara haylazlık yapmayı öğretebileceklerini dile getirirler. Bu durum Bay Murphy’yi sinirlendirir; çocuklara onların yaptıklarının tam tersini yapmaları gerektiğini söyler.


Yemek sırasında Scott Fitzgerald garsona menüdeki her şeyden birer tane getirmesini ister. Ardından çocuklara insan doğası üzerine bilimsel araştırma yapacaklarını söyler. Garsonun neden mutsuz göründüğünü sorar. Çocuklar çeşitli tahminlerde bulunur; Honoria belki sırtı ya da başı ağrıyordur der. Scott bu cevapları beğenir ama daha “bilimsel” bir yöntem önerir; garsonu masaya yatırıp içini açarak inceleyebileceklerini söyler. İçinde bozuk şeyler, eğri büğrü nesneler olabileceğini söyler. Çocuklar şaşırır ve ne yapacaklarını bilemez. Bay Murphy buna çok kızar ve kâğıtları toplar.


Daha sonra Alice ve Honoria, Scott Fitzgerald’ın ne kadar tuhaf olduğunu konuşur. Alice gerçekten garsonu ikiye bölüp bölmeyeceklerini sorar ve onun nezaketsiz davrandığını düşünür. O hafta boyunca sabahlar sakin geçer çünkü Fitzgerald çifti öğlene kadar uyur. Ancak öğleden sonraları mutlaka bir muziplik olur. Bir gün Scott, çocuklarla meyve bahçesine gider, dalları kırarak meyve toplamaya çalışır. Bay Murphy buna çok kızar, ağaçlara zarar verdiğini söyler. Scott özür diler.


Başka bir gün otelin bahçesindeki uçuruma giderler. Orada dans etmekten söz ederler. Baot artık erkeklerin de dans edebileceğini öğrendiğini söyler. Zelda ise kadınların da her şeyi yapabileceğini, korkusuz olduklarını ve bunu dünyaya göstermeleri gerektiğini anlatır. Ardından aniden uçurumdan aşağı atlar. Herkes çok korkar ama Zelda’ya bir şey olmaz. Bu olay Bay Murphy’yi çok öfkelendirir; çocuklara yanlış örnek olduklarını söyleyerek onları evden kovar. Fitzgerald çifti eşyalarını toplayıp yakında bir eve taşınır.


Birkaç gün sonra Bay Murphy’nin öfkesi geçer, zamanının çoğunu Picaflor adlı teknede geçirir. Bir gün bir mektup gelir; Scott ve Zelda onları sahilde buluşmaya davet eder. İlk başta Bay Murphy kabul etmez, gelen mektupları çöpe atar. Ancak mektuplar devam eder ve çocukların ısrarı üzerine sonunda kabul ederler.

Sahile gittiklerinde Scott Fitzgerald’ı korsan kıyafeti içinde görürler. Onlara içinde harita olan bir şişe verir ve macera başlar. Haritadaki işaretleri takip ederek farklı yerlere giderler ve sonunda bir hazine sandığı bulurlar. Sandığın içinde bereket boynuzu, opera gözlüğü, baston, guguklu saat gibi çeşitli eşyalar vardır. Çocuklar buna çok sevinir. Alice bu hayatın gerçek olamayacak kadar güzel olduğunu düşünür. Sandıktan çıkan çam çiçeği broşunu Alice’e hediye ederler, annesinin broşunun yanına takması için.

Alice bu mutluluk içinde yazın yakında biteceğini ve buradan ayrılmak zorunda kalacağını hatırlar. Bay Murphy, Scott Fitzgerald’ın elini sıkar ve ona teşekkür eder; aralarındaki gerginlik sona erer.

Daha sonra çocuklar aralarında hazinenin kime ait olabileceğini konuşurken, büyüklerin konuşmalarını duyarlar ve tüm bu maceranın aslında Scott Fitzgerald tarafından düzenlendiğini öğrenirler. Bay Murphy bu yaratıcı fikir için ona teşekkür eder. Ancak Alice ve Honoria kendilerini kandırılmış hisseder ve üzülerek odalarına giderler.

Bayan Murphy onların yanına gelip konuşur. Scott ve Zelda’nın diğer öğretmenler gibi klasik anlamda eğitim vermemiş olabileceklerini, ancak farklı bir şey öğrettiklerini anlatır. Bazen kötü davranışlar sergileseler de aslında iyi insanlar olduklarını, herkesin ikinci hatta üçüncü bir şansı hak ettiğini öğretmiş olduklarını söyler. Buna ikna olan çocuklar, Patrick’in hazineyi gerçek sandığını ve bunu bozmak istemediklerini dile getirirler. Patrick’in küçük olduğunu, gerçeği ileride öğrenmesinin daha iyi olacağını düşünerek bu konuda böyle karar verirler.

Çocuklar sıkılınca Gaston’dan onları kasabaya götürmesini isterler ve Bayan Murphy’yi “size kek getiririz” diyerek ikna ederler. Başta öğleye kadar her yer kapalı olacağı için istemese de kek fikriyle kabul eder. Kasabaya gittiklerinde gerçekten de her yerin kapalı olduğunu görürler; hatta Madam Claudette’nin dükkânı bile kapalıdır. Yine de kapıyı çalarlar. Baot kapıyı çalar çünkü Madam Claudette onu sever. Kapıyı sabahlığıyla açan kadına Baot, babasının ölüm döşeğinde olduğunu ve onu sadece onun keklerinin iyileştirebileceğini söyler. Bunun bir şaka olduğunu anladığı hâlde Madam Claudette dayanamaz ve bir saat sonra gelmelerini ister.


Çocuklar bu sırada çeşmenin yanında bekler. Alice çeşmeye attığı parayı ve tuttuğu dileği düşünür; aklına New York gelir ve oraya dönmek istemediğini hatırlar. Çocuklar ne zaman gideceklerini konuşurlar. Kendi aralarında Fransa’ya gideceklerini, okullarının orada olduğunu ve Alice’in de gelmesini istediklerini söylerler, hatta babasına mektup yazmayı önerirler.

Bir süre sonra kekleri alıp Villa Amerika’ya dönerler. Saat henüz erkendir ve yapacak bir şey bulamazlar. Sahile gitmek istemediklerini fark ederler. Baot, Afrika’daki hayvanların serinlemek için çamura girdiğini duyduğunu söyler ve aynı şeyi yapmayı önerir. Küreklerle bir çukur kazıp su doldururlar ve çamur oluştururlar. İçine girip oyunlar oynarlar. Alice burada ilk kez çığlık atarak gerçekten mutlu olur.

Bir anda yanlarında Bay Murphy ve Alice’in babası Bay Atherton belirir. Yanlışlıkla babasının üzerine de çamur sıçratırlar. Alice babasını görünce çok sevinir ve ona sarılır. Temizlenip masaya otururlar. Babasıyla birlikte oturmak Alice’i mutlu eder ama aynı zamanda New York’a döneceği düşüncesini de hatırlatır.

O gece dolunay vardır. Alice ve babası yürüyüşe çıkar. Bay Atherton, Alice’in ne kadar mutlu olduğunu görür ve buranın ona iyi geldiğini, onu hayata döndürdüğünü söyler. Alice’in yeniden hayata dönmesinin kendisini de iyileştirdiğini ifade eder. Bayan Pennyvator’dan bahsederler; Alice onun geri gelmesini istemediğini söyler, babası da artık onun olmayacağını belirtir. Alice’i New York’ta Bay Murphy’nin bir arkadaşının okuluna göndereceğini söyler. Bu konuşmadan sonra Alice’e New York’a dönmek o kadar da kötü görünmez.

Eve dönmeden önce Alice, Madam Claudette’nin keklerinden almak istediğini söyler. Babası isterse bir valiz dolusu kek götürebileceklerini söyler ve hikâye burada sona erer.

Kapanış kısmında, hikâyede yer alan kişilerin aslında gerçek hayatta yaşamış insanlar olduğu anlatılır. Kurgu içinde yer alsalar da Ernest Hemingway, F. Scott Fitzgerald ve Zelda Fitzgerald, Pablo Picasso ve Sergei Diaghilev gibi isimlerin Murphy ailesinin gerçek arkadaşları olduğu belirtilir. Ayrıca kitaptaki maymun Mistigris’in bile Murphy ailesine ait gerçek bir hayvan olduğu ifade edilir.


Pablo Picasso 1881 yılında İspanya’da doğmuş ünlü bir ressamdır. İlk eserini 13 yaşında yapmış, modern sanatın öncülerinden olmuş ve Kübizm akımının doğmasını sağlamıştır. Ressamlığın yanı sıra heykeltıraşlık, çizim, gravür, sahne tasarımı ve seramikle de ilgilenmiştir. Dört çocuğu vardır ve 1973 yılında hayatını kaybetmiştir.

Ernest Hemingway 1899 yılında Amerika’da doğmuştur. Küçüklüğünden beri yazar olmak istemiştir. 1926’da yayımladığı ilk romanı Güneş de Doğar ile ün kazanmış, Yaşlı Adam ve Deniz eseriyle Nobel Edebiyat Ödülü almıştır. Üç dört evlilik yapmış, üç çocuğu olmuş ve 1961’de ölmüştür.

Sergei Diaghilev küçük yaşta annesini kaybetmiş, üvey annesi tarafından sanata yönlendirilmiştir. Opera, bale ve edebiyatla ilgilenmiş, 1906’da Rusya’dan ayrılarak Paris’e gitmiş ve 1909’da Ballets Russes topluluğunu kurmuştur. Bale sanatının gelişmesinde önemli rol oynamıştır. 1917 devriminden sonra ülkesine dönememiş ve İtalya’da hayatını kaybetmiştir.

F. Scott Fitzgerald 1896’da Amerika’da doğmuş, genç yaşta tanınan bir yazar olmuştur. İlk romanı Cennetin Bu Yakası’nı 23 yaşında yayımlamış, 1925’te yazdığı Muhteşem Gatsby ile Amerikan edebiyatının en önemli eserlerinden birine imza atmıştır. Zelda Sayre ile evlenmiş, bir kızları olmuştur ve eserlerinde Murphy ailesinden esinlenmiştir.

Sarah ve Gerald Murphy varlıklı bir Amerikan ailesine mensuptur. Sarah 1883, Gerald 1888 doğumludur. New York’ta tanışıp evlenmişler, Honoria, Baot ve Patrick adında üç çocukları olmuştur. 1921’de Paris’e taşınmışlar, Gerald burada ressamlık ve sahne tasarımı yapmıştır. Dönemin önemli sanatçılarıyla yakın dostluklar kurmuşlardır. 1933’te Amerika’ya geri dönmüşlerdir. Çocuklarından Honoria uzun bir yaşam sürmüş ve ailesi ile Villa Amerika hakkında bir kitap yazmıştır.

HİKAYE HARİTASI

Hikâye Adı: Alice’in Dünya Turu      Hikaye Yazarı:  LESLEY M.M. BLUME

Ana Karakter: Alice Atherton

Diğer Karakterler: Bayan Pennyvator, Bay Atherton, Sarah ve Gerald Murphy, Honoria, Baot, Patrick, Pablo Picasso, Ernest Hemingway, Sergei Diaghilev, Scott ve Zelda Fitzgerald, Gaston, Madam Claudette

Mekân: Başlangıçta New York, ardından Fransa Antibes’te Villa America ve çevresi

Zaman: 1927 yılı, yaz ayları

Konu: Annesini kaybettikten sonra içine kapanan Alice’in, Fransa’da geçirdiği yaz boyunca farklı insanlar ve deneyimler sayesinde hayata yeniden bağlanması

Olay Örgüsü:

Alice, New York’ta dadısıyla yaşarken hasta olduğu düşünülür ancak aslında annesinin kaybının etkisi altındadır. Babası onun iyi gelmesi için Fransa’daki Murphy ailesinin yanına gönderir. Başta dadısıyla birlikte gider ancak kısa süre sonra dadısı geri döner ve Alice orada kalır. Murphy ailesi ve çocuklarıyla tanışır, sahilde oyunlar oynar, sinemaya gider ve farklı deneyimler yaşar. Picasso’dan sanatın her yerde olduğunu öğrenir, Hemingway ile doğayı ve basit şeylerin değerini keşfeder, Diaghilev ile bale ve sahne sanatlarını deneyimler. Fitzgerald çiftiyle birlikte hayal gücü ve macera dolu bir hazine oyunu yaşar. Bu süreçte Alice hem eğlenir hem de dünyaya bakışı değişir. Yaz sonunda babası gelir ve Alice’in artık hayata daha bağlı ve mutlu olduğunu görür. Alice, New York’a dönme fikrine daha olumlu yaklaşır.

Sorun (Problem): Alice’in annesinin ölümünden sonra içine kapanması ve hayata karşı isteksiz olması

Çözüm: Yeni insanlar, sanat, doğa ve deneyimlerle dolu bir yaz geçirerek hayata yeniden bağlanması

Ana Fikir: Hayat, yeni deneyimler ve insanlarla anlam kazanır; kayıplar insanı durdurmaz, doğru ortam ve destekle yeniden hayata bağlanmak mümkündür

Yardımcı Fikirler:

Sanat ve yaratıcılık hayatın her yerindedir

Basit şeyler de en az gösterişli olanlar kadar değerlidir

Her insan hatalar yapabilir ama ikinci bir şansı hak eder

Özgürlük ve keşif duygusu insanı geliştirir 

                                                 ÇOKTAN SEÇMELİ SORULAR

1. Hikâye hangi şehirde başlar?

    A) Paris

    B) Londra

    C) New York

    D) Roma

    Cevap: C

2. Alice’in babasının adı nedir?

    A) Bay Murphy

    B) Bay Atherton

    C) Bay Fitzgerald

    D) Bay Hemingway

    Cevap: B

3. Alice’in dadısının adı nedir?

    A) Bayan Claudette

    B) Bayan Pennyvator

    C) Bayan Murphy

    D) Bayan Zelda

    Cevap: B

4. Alice neden mutsuzdur?

    A) Okulu sevmiyor

    B) Arkadaşları yok

    C) Annesini kaybetmiştir

    D) Hastadır

    Cevap: C

5. Alice hangi ülkeye gönderilir?

    A) İtalya

    B) İspanya

    C) Fransa

    D) Almanya

    Cevap: C

6. Alice Fransa’da kimin yanında kalır?

    A) Hemingway ailesi

    B) Murphy ailesi

    C) Fitzgerald ailesi

    D) Picasso ailesi

    Cevap: B

7. Murphy ailesinin yaşadığı yerin adı nedir?

    A) Villa Paris

    B) Villa America

    C) Villa Antibes

    D) Villa Roma

    Cevap: B

8. Murphy ailesinin kaç çocuğu vardır?

    A) 2

    B) 3

    C) 4

    D) 5

    Cevap: B

9. Murphy ailesinin kızının adı nedir?

    A) Zelda

    B) Honoria

    C) Alice

    D) Sarah

    Cevap: B

10. Alice ve çocuklar sahile nasıl gider?

    A) Arabayla

    B) Yürüyerek

    C) Eşeklerle

    D) Bisikletle

    Cevap: C

11. Picasso çocuklara ne öğretir?

    A) Matematik

    B) Spor

    C) Sanatın her yerde olduğunu

    D) Tarih

    Cevap: C

12. Picasso hangi sanat akımıyla tanınır?

    A) Realizm

    B) Kübizm

    C) Romantizm

    D) Empresyonizm

    Cevap: B

13. Hemingway çocuklara ne öğretir?

    A) Dans etmeyi

    B) Basit şeylerin değerini

    C) Resim yapmayı

    D) Şarkı söylemeyi

    Cevap: B

14. Çocuklar Hemingway ile ne yapar?

    A) Tiyatro oynar

    B) Balık tutar

    C) Resim yapar

    D) Kitap yazar

    Cevap: B

15. Sergei Diaghilev ne öğretir?

    A) Müzik

    B) Bale

    C) Spor

    D) Yazı

    Cevap: B

16. Baot hangi konuda yeteneklidir?

    A) Resim

    B) Dans

    C) Yazı

    D) Spor

    Cevap: B

17. Fitzgerald çifti çocuklara ne öğretmeye çalışır?

    A) Disiplin

    B) Hayal gücü ve macera

    C) Matematik

    D) Tarih

    Cevap: B

18. Fitzgeraldların düzenlediği oyun nedir?

    A) Tiyatro

    B) Hazine avı

    C) Dans gösterisi

    D) Yarış

    Cevap: B

19. Alice’e hediye edilen broş neyi simgeler?

    A) Zenginliği

    B) Arkadaşlığı ve anıları

    C) Gücü

    D) Ünü

    Cevap: B

20. Alice’in annesine ait olan eşya nedir?

    A) Kolye

    B) Broş

    C) Yüzük

    D) Şapka

    Cevap: B

21. Alice’in babası ne iş yapar?

    A) Öğretmen

    B) Doktor

    C) Yayın evi yöneticisi

    D) Ressam

    Cevap: C

22. Alice Fransa’da ilk kez neyi deneyimler?

    A) Okula gitmeyi

    B) Özgürce oynamayı

    C) Ders çalışmayı

    D) Yalnız kalmayı

    Cevap: B

23. Çocuklar sinemada ne izler?

    A) Belgesel

    B) Felix the Cat

    C) Tiyatro

    D) Haber

    Cevap: B

24. Murphy ailesinin maymununun adı nedir?

    A) Pablo

    B) Mistigris

    C) Gaston

    D) Patrick

    Cevap: B

25. Alice neden New York’a dönmek istemez?

    A) Okulu zor

    B) Arkadaşları yok

    C) Orada mutsuzdur

    D) Hava kötü

    Cevap: C

26. Alice’in değişimini sağlayan en önemli şey nedir?

    A) Dersler

    B) Yeni insanlar ve deneyimler

    C) Para

    D) Kitaplar

    Cevap: B

27. Bay Murphy başlangıçta Fitzgeraldlara neden kızar?

    A) Gürültü yaptıkları için

    B) Çocuklara kötü örnek oldukları için

    C) Geç geldikleri için

    D) Yemek yemedikleri için

    Cevap: B

28. Alice’in babası Fransa’ya neden gelir?

    A) Tatil yapmak için

    B) Alice’i görmek ve durumunu anlamak için

    C) İş için

    D) Arkadaşlarını görmek için

    Cevap: B

29. Hikâyenin sonunda Alice ne hisseder?

    A) Üzgün

    B) Korkmuş

    C) Mutlu ve umutlu

    D) Öfkeli

    Cevap: C

30. Hikâyenin ana fikri nedir?

    A) Zenginlik mutluluk getirir

    B) Ders çalışmak önemlidir

    C) Yeni deneyimler insanı geliştirir

    D) Yalnızlık iyidir

    Cevap: C


                                                 YENİ NESİL SORULAR


Açık Uçlu Sorular


1. Alice’in Fransa’daki değişimini anlatınız.

    Cevap: Alice, annesinin ölümünden sonra içine kapanmışken Fransa’da yeni insanlar, sanat ve doğa ile tanışarak daha mutlu, özgür ve hayata bağlı biri hâline gelmiştir.

2. Murphy ailesinin Alice üzerindeki etkisi nedir?

    Cevap: Murphy ailesi Alice’e sevgi, özgürlük ve farklı deneyimler sunarak onun kendini yeniden keşfetmesini sağlamıştır.

3. Kitapta sanatın önemi nasıl anlatılmıştır?

    Cevap: Sanatın sadece resim veya müzelerle sınırlı olmadığı, hayatın her alanında bulunabileceği ve insanı geliştirdiği vurgulanmıştır.


Kısa Cevaplı Sorular


1. Alice Fransa’da hangi villada kalmıştır?

    Cevap: Villa America

2. Hemingway çocuklara ne öğretmiştir?

    Cevap: Doğanın ve basit şeylerin değerini

3. Fitzgeraldlar çocuklarla ne oyunu oynamıştır?

    Cevap: Hazine avı


Doğru – Yanlış Soruları


1. Alice Fransa’ya kendi isteğiyle gitmiştir. (Yanlış)

2. Murphy ailesinin üç çocuğu vardır. (Doğru)

3. Picasso çocuklara matematik öğretmiştir. (Yanlış)

4. Hemingway çocuklara balık tutmayı öğretmiştir. (Doğru)

5. Fitzgeraldlar çocuklara disiplinli olmayı öğretmiştir. (Yanlış)

6. Alice’in babası Fransa’ya gelmiştir. (Doğru)

7. Diaghilev çocuklara bale öğretmiştir. (Doğru)

8. Alice Fransa’da mutsuz olmuştur. (Yanlış)

9. Hazine gerçekten korsanlara aittir. (Yanlış)

10. Alice hikâye sonunda daha mutlu biridir. (Doğru)


Boşluk Doldurma Soruları


1. Alice Fransa’da __ ailesinin yanında kalmıştır. (Murphy)

2. Villanın adı __ America’dır. (Villa)

3. Picasso çocuklara __ her yerde olduğunu öğretmiştir. (sanatın)

4. Hemingway çocuklarla __ tutmaya gitmiştir. (balık)

5. Fitzgeraldlar çocuklarla __ oyunu oynamıştır. (hazine)

6. Alice’in annesinden kalan eşyası bir ____tur. (broş)

7. Diaghilev çocuklara __ eğitimi vermiştir. (bale)

8. Murphy ailesi __ ülkesinde yaşamaktadır. (Fransa)

9. Alice’in babasının soyadı __’dır. (Atherton)

10. Hikâye __ yılında geçmektedir. (1927)


Eşleştirme Soruları


A Sütunu | B Sütunu

Picasso | ( ) Sanat

Hemingway | ( ) Doğa

Diaghilev | ( ) Bale

Fitzgerald | ( ) Hayal gücü


Cevaplar:

Picasso → Sanat

Hemingway → Doğa

Diaghilev → Bale

Fitzgerald → Hayal gücü


Sıralama Sorusu


Aşağıdaki olayları oluş sırasına göre sıralayınız:


1. Alice Fransa’ya gider

2. Picasso ile tanışır

3. Hemingway ile balık tutar

4. Babası Fransa’ya gelir


Cevap: 1 → 2 → 3 → 4


Neden – Sonuç Soruları


1. Alice neden Fransa’ya gönderilmiştir?

    Cevap: Annesinin ölümünden sonra mutsuz olduğu için iyileşmesi amacıyla gönderilmiştir.

2. Fitzgeraldlar neden evden kovulmuştur?

    Cevap: Çocuklara tehlikeli ve uygunsuz davranışlarla kötü örnek oldukları için kovulmuşlardır.


Karakter Analizi Soruları


1. Alice’in kişilik özelliklerini yazınız.

    Cevap: Duygusal, meraklı, zamanla cesur ve özgür bir karakterdir.

2. Murphy ailesini nasıl tanımlarsınız?

    Cevap: Sanata değer veren, özgür ruhlu, sevgi dolu ve destekleyici bir ailedir.



Ana Fikir – Yardımcı Fikir Soruları


1. Hikâyenin ana fikri nedir?

    Cevap: Yeni deneyimler ve insanlar, insanın hayata bakışını değiştirir ve onu geliştirir.

2. Hikâyede verilen yardımcı fikirlerden biri nedir?

    Cevap: Basit şeyler de en az gösterişli olanlar kadar değerlidir.



Empati Soruları


1. Sen Alice olsaydın Fransa’da kalmak ister miydin? Neden?

    Cevap: (Örnek) Evet, çünkü yeni şeyler öğrenmek ve mutlu olmak isterdim.

2. Sen Murphy ailesinin yerinde olsaydın Alice’e nasıl davranırdın?

    Cevap: (Örnek) Ona sevgiyle yaklaşır, kendini iyi hissetmesi için destek olurdum.


Yaratıcı Soru


Hikâyeye farklı bir son yazınız.

Cevap: Öğrencinin kendisi cevaplayacaktır.



Kelime – Kavram Çalışması


1. “Sanat” kavramını metne göre açıklayınız.

    Cevap: (Örnek) Sanat, sadece resim değil, hayatın her alanında bulunan yaratıcılıktır.

2. “Özgürlük” kavramını metne göre açıklayınız.

    Cevap: (Örnek) Özgürlük, kişinin kendini rahatça ifade edebilmesi ve istediği gibi yaşayabilmesidir.


Klasik Sorular


1. Alice’in Fransa’ya gönderilme sebebini açıklayınız.

    Cevap: Annesinin ölümünden sonra içine kapanan Alice’in iyileşmesi ve hayata yeniden bağlanması için babası tarafından Fransa’daki Murphy ailesinin yanına gönderilmiştir.

2. Murphy ailesinin yaşam tarzı Alice’i nasıl etkilemiştir?

    Cevap: Özgür, sanata açık ve neşeli yaşam tarzları Alice’in daha mutlu, cesur ve hayata bağlı biri olmasını sağlamıştır.

3. Picasso’nun çocuklara verdiği dersin ana mesajı nedir?

    Cevap: Sanatın sadece tablolarla sınırlı olmadığı, hayatın her yerinde bulunabileceği mesajını vermiştir.

4. Hemingway ile geçirilen gün çocuklara ne kazandırmıştır?

    Cevap: Doğayı tanımayı, sabırlı olmayı ve basit şeylerin değerini anlamayı öğretmiştir.

5. Diaghilev’in çocuklara katkısı ne olmuştur?

    Cevap: Bale ve sahne sanatlarıyla tanışmalarını sağlayarak estetik bakış açılarını geliştirmiştir.

6. Fitzgerald çiftinin çocuklara kattığı en önemli şey nedir?

    Cevap: Hayal gücü, yaratıcılık ve macera duygusunu geliştirmişlerdir.

7. Alice’in Fransa’daki en mutlu anlarından birini anlatınız.

    Cevap: (Örnek) Sahilde arkadaşlarıyla oynadığı, çamurda eğlendiği ve özgürce güldüğü anlar en mutlu olduğu zamanlardandır.

8. Alice’in babasının Fransa’ya gelmesinin nedeni nedir?

    Cevap: Alice’in durumunu görmek ve onun gerçekten iyileşip iyileşmediğini anlamak istemesidir.

9. Hikâyede “basit şeylerin değeri” nasıl anlatılmıştır?

    Cevap: Gösterişli yemekler yerine doğadan elde edilen sade yiyeceklerin daha anlamlı ve değerli olduğu vurgulanmıştır.

10. Hikâyenin sonunda Alice’in düşüncelerinde ne gibi değişiklikler olmuştur?

    Cevap: Artık daha mutlu, özgüvenli ve hayata bağlıdır; New York’a dönme fikrine de daha olumlu bakmaya başlamıştır.

      BENİM GÖRÜŞÜM:

[10:46, 26.04.2026] Gülsüm: Kitap, klasik dönemin dünyaca ünlü isimlerini tanıtması açısından oldukça değerli. Ernest Hemingway ve Pablo Picasso gibi sanatçıların kurgu içinde ama gerçek kimlikleriyle yer alması, hikâyeyi hem öğretici hem de inandırıcı kılıyor. Kurgunun gerçek kişiler üzerinden ilerlemesi, anlatımı daha anlamlı ve etkileyici hâle getiriyor.


Eğitim açısından bakıldığında kitap, çocuk gelişimine farklı bir perspektif sunuyor. Zor bir dönemden geçen bir çocuğun katı kurallar ve disiplin yerine hayatın içine karışarak, deneyimleyerek ve hissederek gelişmesinin daha sağlıklı olduğunu vurguluyor. Bu noktada Bayan Pennyvator karakteri, günümüzde de var olan katı ve kalıplaşmış eğitim anlayışını temsil ederken; Murphy ailesi ise daha özgür, destekleyici ve anlayışlı bir yaklaşımı simgeliyor.


Kitap, hayatı katı kurallar içinde yaşamak yerine; küçük anlardan, basit deneyimlerden ve günlük olaylardan anlam çıkarabilmenin önemini anlatıyor. Sanatçılar üzerinden verilen örneklerle, yaratıcılığın ve hayal gücünün insanın hem gelişimine hem de mutluluğuna büyük katkı sağladığı gösteriliyor. Özellikle çocukların çamurda oynamasına kızmak yerine onların neşesini paylaşan bir bakış açısının sunulması, hem çocuklar hem de ebeveynler için önemli bir mesaj içeriyor.


Babanın yenilikçi ve açık tutumu ile Murphy ailesinin çocuklara yaklaşımı, bir çocuğun gelişiminde anlayış ve özgürlüğün ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Aynı zamanda her insandan öğrenilecek bir şey olduğu fikri de güçlü bir şekilde işleniyor. Bu yönleriyle kitap, yalnızca çocuklar için değil, onları yetiştiren yetişkinler için de değerli bir rehber niteliğinde. Bu nedenle çocukların okuması gereken önemli eserlerden biri olarak değerlendirilebilir.


7 Nisan 2026 Salı

SÜPER BAŞKAN-Zamanı Durduran Saat- Hikaye Özeti-Hikaye Haritası-Yeni Nesil Sorular-Çoktan Seçmeli Sorular-Açık Uçlu Sorular


Süper Başkan – Zamanı Durduran Saat (Yaşar Bayraktar)
1. Bölüm Özeti

     Kitabın ilk bölümünde ana karakter Fatih tanıtılır. Fatih, ne çok çalışkan ne de tembel olan, orta seviyede bir öğrencidir ve sınıfta orta sıralarda oturmaktadır. Onu diğer öğrencilerden ayıran en önemli özellik ise kol saatine sahip olmasıdır. Sınıfta saat sadece onda olduğu için arkadaşları sürekli ona saati sorar.
      Fatih köyde yaşayan ve okulunun köyünde olmaması nedeniyle yatılı okuyan bir çocuktur. Sabahları nöbetçi öğretmenler tarafından kaldırılıp kahvaltıya götürülür. Bir gün, ilk iki dersin boş geçmesi beklenirken okula yeni gelen sosyal bilgiler öğretmeni Erdal derse girer. Uzun boylu, güler yüzlü ve komik bıyıklı olan bu öğretmen, dersleri hızlı ve yoğun anlatmasıyla öğrenciler tarafından biraz garip bulunur. Sürekli ders anlattığı ve teneffüse çıkarmadığı için öğrenciler sık sık Fatih’e saati sorar.
     Ancak dersin sonunda Fatih kol saatinin kaybolduğunu fark eder. Bu saat onun için çok değerlidir çünkü babası almıştır. Hafta sonu babasının yanına gideceği için çok üzülür ve ağlar. Bu sırada öğretmeni Erdal durumu fark eder, onunla konuşur ve kantinde limonlu soda ısmarlayarak teselli eder. Ardından kendi saatini Fatih’e verir ve zamanı gelince geri alacağını söyler. Fatih de ileride yeni bir saat alındığında öğretmenine geri vereceğine söz verir.
     Daha sonra Fatih müdürün odasına çağrılır. İlk kez girdiği bu ortamda heyecanlanır. Orada, 23 Nisan töreninde belediye başkanının koltuğuna kendisinin oturacağı söylenir. Bu onun için çok önemli ve heyecan verici bir gelişmedir. Bir gün prova yapılacak, ertesi gün ise tören gerçekleşecektir.
      Bu görev için ailesinden izin alınması gerektiğinden Fatih ilk kez servis dışında bir arabaya binerek köyüne gider. Köyde herkes arabayı merakla takip eder, annesi ise ilk başta telaşlanır. Müdür durumu açıklayınca rahatlar. Bu süreçte Fatih, kaybolan saatinin bulunduğunu öğrenir ancak geri almak için vakit olmadığından daha sonra alacaktır.
      Ardından Fatih için kıyafet alışverişi yapılır ve bir otelde kalır. Gün oldukça yoğun ve yorucu geçer. Gece yatmadan önce takvimine 22 Nisan gününü işaretler. Bu sırada öğretmeninin verdiği saati inceler ve saatin gün, ay, yıl ve haftanın gününü gösteren oldukça gelişmiş bir saat olduğunu fark eder. Yoğun geçen günün ardından Fatih uykuya dalar.

2. Bölüm: 23 Nisan

Bu bölümde görevliler sabah erkenden Fatih’i uyandırır ve birlikte belediyeye doğru yola çıkarlar. Fatih köyde büyüyen bir çocuk olduğu için gördüğü pek çok şey ona çok farklı ve şaşırtıcı gelir. Belediyeyi daha önce sadece babasının bir keresinde su faturası ödemek için geldiğinden hatırlamaktadır.
    Belediyeye vardıklarında asansöre binerler. Fatih hayatında ilk kez asansör görür ve buna da oldukça şaşırır. Daha sonra kapısında altın harflerle “Başkan” yazan bir odaya girerler. İçeride kısa boylu, göbekli, siyah saçlı bir adamın belediye başkanı olduğunu anlar. Başkanla tanışır ve kısa bir sohbet eder.
    Ardından bir tür gösteri başlar. Fatih bunu adeta bir tiyatro gibi görür; çünkü kendisine ne söyleyeceği önceden ezberletilmiştir. Gazeteciler sorular sorar, Fatih de ezberlediği cevapları verir. Her şey planlandığı gibi gider ve bu bölümü başarıyla tamamlarlar.
    Sonrasında stada geçerler. Burada da Fatih bir başkan gibi ağırlanır ve gösterileri izler. Seyirciler arasında halktan çok öğrencilerin olması dikkatini çeker. Stadaki program bittikten sonra yemek yerler. Fatih, yemek sırasında bütün gün boyunca neredeyse hiçbir şey yemediğini fark eder.
    Daha sonra tekrar belediyeye dönerler ve mesai bitene kadar oyalansın diye Fatih’i bir odada bilgisayarın başına oturturlar. Ancak Fatih bilgisayarda hiçbir şey yapmaz. Bunun üzerine bir görevli neden bir şey yapmadığını sorar. Fatih de bilgisayarı ilk kez gördüğünü ve nasıl kullanacağını bilmediğini söyler. Bunun üzerine belediye çalışanlarından biri ona bir oyun açar. Oyunda ekrandaki bir noktayı diğerlerini yiyerek büyütmesi gerekmektedir. Fatih başka oyunları da dener ama hiçbirini ilgi çekici bulmaz. Bilgisayar gibi önemli bir teknolojinin bu kadar basit şeyler sunması ona anlamsız gelir.
    Canı sıkılınca bir memur ona isterse araştırma yapabileceğini söyler ve interneti nasıl kullanacağını öğretir. Bunun üzerine Fatih önce Babil’in Asma Bahçelerini araştırır; fakat bu konuda net bir şey bulamaz. Ardından dünyanın yedi harikasını inceler ve Mısır piramitleri dışında çoğunun artık var olmadığını öğrenir. Bu durum onun kafasını karıştırır. “Bir şeye sadece bazı insanlar harika dedi diye mi harika denir?” diye düşünür.
    Daha sonra ateş böcekleri hakkında araştırma yapar. Köylerinde elektrikler sık sık kesildiği için ateş böcekleri her zaman ilgisini çekmiştir. Araştırmaları sonucunda ateş böceklerinin kimyasal karışımlarla ışık ürettiğini, bu ışığın ısı vermediğini ve buna soğuk ışık denildiğini öğrenir. Bilim insanlarının da bu tür bir ışık üretmeye çalıştıklarını fakat bunu tam olarak başaramadıklarını öğrenir. Böylece Fatih, aklına takılan pek çok sorunun cevabını bilgisayarda bulmaya başlar.
    Günün sonunda mesai biter, herkes evine gider. Fatih ise geceyi geçirmek için bir otele yerleştirilir. Yaşadığı yoğun ve yorucu günün ardından, ışık açık bir şekilde yatağa uzanır. Tam uykuya dalacakken aklına önemli bir şey gelir.
       Fatih, görevlilerle birlikte erkenden belediyeye gider ve bu kez belediye başkanının olmadığını fark eder. Yapılacak basın toplantısının saatini değiştirmek ister ve toplantıya kadar vakti değerlendirmek için Fatih Sultan Mehmet’i araştırmaya başlar.
   Araştırdıkça Fatih Sultan Mehmet’in çok küçük yaşlarda büyük sorumluluklar üstlendiğini öğrenir. Altı yaşında sancak beyi olması ve on iki yaşında tahta çıkması onu derinden etkiler. Kendi durumuyla kıyaslama yaparak, küçücük bir belediyeyi yönetmekten korkmasının anlamsız olduğunu düşünür ve geçmişteki insanların ne kadar ileri seviyede olduklarını fark eder.
     Aynı zamanda 23 Nisan’ın çocuklara armağan edilmesini hatırlar ve bu durumdan etkilenir. Tüm bu bilgileri daha önce o garip öğretmenden öğrendiğini fark…
    Fatih, toplantıyı başlatarak şehir trafiğini çözmek için ilk projesini açıklar. Otogarın yanına, otogarı da kapsayacak şekilde 50 bin araçlık dev bir otopark yapılmasını önerir. Bu fikir herkesi şaşırtır; 200 bin nüfuslu bir şehir için bu büyüklükte bir otoparkın çözüm olmayacağı düşünülür. Ancak Fatih itirazları kabul etmez ve projenin bir hafta içinde tamamlanmasını ister.
   Yer sorunu tartışılırken ayakkabılık sistemi gibi katmanlı bir düzen önerilir ve bu sayede alandan tasarruf sağlanabileceği düşünülür. Kısa sürede çalışmalar başlar ve bir hafta içinde neredeyse tamamlanan dev otopark ortaya çıkar. Bu süreçte Fatih’in odasında vakit geçirip Tayland’dan özel ağaçlar getirtmesi çevresindekilere anlamsız gelse de kimse müdahale edemez.
  Otopark tamamlandıktan sonra Fatih yeni kararını açıklar: Şehirde herkes aracını bu otoparka bırakacak, şehir içinde yalnızca toplu taşıma ve resmi araçlar kullanılacaktır. Bu karar büyük tepki çeker; insanların işe gidişi, esnafın durumu ve çeşitli meslek gruplarının etkilenmesi gibi pek çok itiraz dile getirilir. Fatih ise bu tepkileri, Fatih Sultan Mehmet’in fetih sürecinde karşılaşmış olabileceği itirazlara benzetir ve kararlılığını sürdürür.
  Uygulama için duyurular yapılır ancak kimse gönüllü olarak araçlarını bırakmayınca şehirde kapanlar kurulacağı açıklanır. Bunun üzerine insanlar araçlarını otoparka bırakmak zorunda kalır, bırakmayan az sayıda kişinin araçları da zarar görür. Hafta sonunda büyük bir işi başarmanın mutluluğuyla oteline dönen Fatih, takvimde yine 23 Nisan’ı karalar ve uykuya dalar.
1952 yılında orman içindeki bir konser alanında besteciler eserlerini sergilerken John Cage, “4 dakika 33 saniye” adlı eserini sahneler. Piyanonun kapağını kapatarak belirli süreler boyunca hiçbir şey çalmaz. Bu süreçte dinleyiciler farklı doğal ve insani sesleri fark eder. Cage, aslında mutlak sessizliğin olmadığını ve her anın kendine özgü bir sesi olduğunu anlatmak ister.
   Fatih sabah uyandığında şehirde araba seslerinin tamamen kaybolduğunu fark eder. Artık yalnızca doğa sesleri duyulmaktadır. Kendisi de bisikletle işe gider. Gün boyunca halkın ve çalışanların şikayetlerini dinler, toplu taşımanın yetersiz kaldığını görerek seferleri artırır ve yeni şoförler alınmasına karar verir.
    Şehirde arabasız yaşamın üzerinden üç hafta geçmiştir. Başlangıçta zorlanan insanlar zamanla bu düzene alışır. Bisiklet ve kaykay kullanımı yaygınlaşır, yeni iş alanları ortaya çıkar ve şehir daha canlı bir hale gelir. İnsanlar daha sosyal ve hareketli bir yaşam sürmeye başlar.
   Ancak herkes memnun değildir. Balıkçılar av yasağından şikayet ederken Fatih yasağı daha da genişletir. Bu durum balıkçıları farklı çözümler aramaya iter. Genel olarak şehir, arabasız hayata uyum sağlamış ve yeni düzene adapte olmuştur.
    Şikayetler her geçen gün azalırken Fatih bir gece yatağına yorgun girse de uyuyamaz. Günlerin sürekli tekrar etmesi onu düşündürür; bir yandan sıkışmış hissederken bir yandan da yapması gereken daha çok iş olduğunu fark eder. İçindeki huzursuzlukla bisikletine atlayıp nereye gittiğini bilmeden pedal çevirir. Yorulup bir yokuşta düşer ve ağlamaya başlar. O sırada güneşin doğuşuna tanık olur ve bunun büyük bir mucize olduğunu fark eder.
   Güneş yükselirken bedeninde farklı bir his oluşur ve gözlerini kapatmak zorunda kalır. Bu sırada ortaya çıkan muhteşem manzarayı kendisi göremez. Ertesi gün belediyeye döner ve bundan sonra her sabah aynı tepeye gidip gün doğumunu izlemeye karar verir. Gazeteciler de onun peşine düşer ve bu eşsiz manzarayı görüntüler. Zamanla Afitap Tepesi ünlenir ve şehirdeki insanlar her sabah bisikletleriyle buraya gelip gün doğumunu izlemeye başlar.
   Şehirde yeni düzen gelişmeye devam eder. Bisiklet kullanımının artmasıyla yeni tasarımlar, elektrikli motorlar ve bisiklet haftası gibi projeler gündeme gelir. Fatih aynı zamanda kitap okuma alışkanlığı kazanır ve kendini geliştirmeye başlar. Ancak şehirde dolaştığında bisiklet park yetersizliği, güvenlik sorunları ve toplu taşımadaki yoğunluk gibi yeni problemleri fark eder.
  Bu sorunlara çözüm olarak dijital kilitli bisiklet otoparkları yapılmasını ve kurumların çıkış saatlerinin düzenlenmesini ister. Uzun mesafeler için ise yeni projeler geliştirilmesini önerir. Toplantı sonunda çimlerin biçilmesiyle ilgili yüksek maliyetli bir teklifi reddeder ve bu sorunu kendisinin çözeceğini söyleyerek yeni bir adım atmaya hazırlanır.

Hayvanat Şehri – Bölüm Özeti

   Şehir her gün olduğu gibi yine AfitabTepesi’ne doğru ilerlemeye devam eder. Ancak o gün Süper Başkan Fatih herkesi şaşırtan bir sürpriz yapar ve tepeye gitmez. Çünkü aklında başka bir plan vardır.
   Fatih, şehrin dört bir yanını keçiler, kuzu ve oğlaklar, tavşanlar gibi büyük küçük hayvanlarla doldurur. Amacı, şehirdeki çim biçme işlerini bu hayvanlar sayesinde kolaylaştırmaktır. Halk şehre döndüğünde gördükleri manzara karşısında çok mutlu olur. Herkes hayvanlarla vakit geçirir, oyun oynar ve şehir bambaşka bir havaya bürünür.
   Bu ilginç ve sevimli fikir kısa sürede tüm ülkenin dikkatini çeker. Arabasız ve her yanında hayvanların dolaştığı bu sıra dışı şehir haberlere konu olur. Böylece turistler akın akın şehre gelmeye başlar. Turizmin canlanmasıyla şehir ciddi gelir elde eder ve işsizlik nedeniyle yapılan şikâyetler de azalmaya başlar.
   Bir süre sonra Süper Başkan, işleri bitince hayvanları geri göndermeyi düşünür. Fakat halk buna karşı çıkar ve protesto eder. Kimse hayvanların gitmesini istemez. Başkan da halkın bu sevgisi karşısında şaşırır ve hayvanların şehirde kalmasına karar verir.
  Sıradaki Bölüm – Gelişmeler ve Yenilikler 
   Takvim hâlâ 23’ünü gösterse de şehirde mevsimlerin değiştiği fark edilir. Zaman ilerlemiyormuş gibi görünse de aslında hayat devam etmektedir.
  Şehre gelen turist sayısının artmasıyla birlikte bazı sorunlar ortaya çıkar. Bu sorunları çözmek için “Sıkıntı Tim” adında bir ekip kurulur. Genellikle üniversite öğrencilerinden oluşan bu ekip, hafta sonları sokakları dolaşarak gördükleri problemleri tespit eder ve başkana iletir.
   Artan turist yoğunluğu nedeniyle şehir içi ulaşımda aksaklıklar yaşanır. Toplu taşıma yetersiz kalır. Bunun üzerine yeni çözümler geliştirilir. Şehrin farklı noktalarına, kent kartla çalışan bisiklet kiralama sistemleri kurulur. İnsanlar yalnızca 1 TL karşılığında bisiklet kiralayıp istedikleri noktada bırakabilirler. Uzak mesafeler için ise bantlı bir raylı sistem yapılır; insanlar bisikletleriyle bu sistemin üzerine çıkarak daha hızlı ulaşım sağlar.
   Ancak turistlerin şehirde yapabileceği aktivitelerin sınırlı olduğu fark edilir. Gelenler genellikle şehri gezip hayvanlarla fotoğraf çekmekte, ardından Altat Tepesi’nde güneşin doğuşunu izleyip geri dönmektedir. Bu nedenle turistlerin ilgisini daha fazla çekecek yenilikler düşünülür.
  Şehrin merkezine güneş enerjisiyle çalışan, ücretsiz bir atlı karınca yapılır. Bazı kişiler süs amaçlı fıskiyeler önerse de Fatih bunu gereksiz ve anlamsız bulur. Bunun yerine daha işlevsel ve eğlenceli fikirleri tercih eder.
  Ayrıca “pedalbus” adı verilen ilginç bir ulaşım aracı geliştirilir. Bu araçta yolcular pedal çevirerek aracı hareket ettirir, direksiyonda ise bir sürücü bulunur. Bu sistem kısa sürede turistlerin büyük ilgisini çeker ve oldukça popüler hale gelir.
  Şehirdeki bu sıra dışı yenilikler sayesinde hem ülke hem de dünya bu ilginç şehri konuşmaya başlar. Otoparkın büyütülmesi konusu gündeme gelse de Fatih bunu kabul etmez.
  Yazar, asansör bile görmemiş bir çocuğun bu kadar büyük işlere imza atmasının şaşırtıcı olup olmadığını sorgular. Fatih henüz çok gençtir, ancak kitap okumayı hiç bırakmaz ve karşılaştığı sorunları akıl ve bilimle çözmeye çalışır.Zamanla bazı iş insanları bu hayvanları sahiplenir. Hayvanların boyunlarına firma isimleri asılır ve bu da şehir için yeni bir gelir kaynağına dönüşür. Elde edilen turizm ve sponsorluk gelirleri sayesinde yalnızca şehir gelişmekle kalmaz, maddi durumu kötü olan ailelere de yardım edilir.
Büyük Felaket 
    Bir gün küçük bir çocuk, arkadaşıyla sohbet ederek bisiklet sürerken aniden önüne çıkan bir tavşana çarpmamak için gidonu kırar. Dengesini kaybedip düşer ve hastaneye kaldırılır. Yapılan kontrollerde çocuğun kolunun kırıldığı anlaşılır.
   Bu olay şehirde büyük yankı uyandırır. Süper Başkan Fatih çocuğu hastanede ziyaret eder. Halk ise bu durumu “büyük felaket” olarak değerlendirir ve başkandan bu tür kazaların önüne geçecek önlemler almasını ister. Başkan da gerekli düzenlemelerin yapılacağını söyler.
   Yazar bu noktada okuyucuya seslenir ve “Büyük felaket mi, sadece bir kol kırığı mı?” diye düşündüğümüzü ifade eder. Ancak asıl önemli olanın olayın büyüklüğü değil, alışılmış düzen içindeki yeri olduğunu vurgular.
   Dünyada her gün milyonlarca insan sigara nedeniyle hayatını kaybetmekte ya da trafik kazalarında binlerce kişi ölmektedir. Fakat bu olaylar çok sık yaşandığı için çoğu zaman dikkat çekmez. Buna karşılık az sayıda kişinin yaşadığı bir olay daha fazla konuşulur ve gündem olur.
   İşte bu nedenle, kazaların neredeyse hiç yaşanmadığı bu bisikletli şehirde bir çocuğun kolunun kırılması bile “büyük felaket” olarak görülür. Yazar, büyük felaketlerin sadece sayı ile değil, yaşanılan ortam ve alışkanlıklarla da ilgili olduğunu anlatmak ister.
Sabah Şaşırtıları 
  Zamanla şehirdeki yenilikler sıradanlaşmaya başlar. İnsanlar artık hayvanlara, etkinliklere ve farklı uygulamalara alışmıştır. Heyecan azalır, şehir rutine döner. Süper Başkan Fatih bu durumu fark eder ve insanların yeniden şaşırmasını, heyecan duymasını ister.
   Bu amaçla bir ekip toplanır ve beyin fırtınası yapılır. Sonunda “şaşırtılar” fikri ortaya çıkar. Belirli bir düzen olmadan, rastgele zamanlarda sürpriz etkinlikler yapılmasına karar verilir. Böylece şehirde her an yeni ve beklenmedik bir şey yaşanacaktır.
   İlk şaşırtı, hiç kar yağmayan bu şehirde gerçekleştirilir. Gece kamyonlarla şehre kar getirilir. Sabah uyanan insanlar her yeri bembeyaz görünce büyük bir şaşkınlık ve mutluluk yaşar. Herkes kar topu oynar, fotoğraflar çeker ve şehir adeta bir festivale dönüşür.
   Bu uygulama devam eder ve zaman zaman farklı şaşırtılar yapılır. Bir süre sonra ünlü bir sanatçı başkanla iletişime geçer. “Benzersiz” adlı albümünü tanıtmak için şehirde ücretsiz bir konser vermek ve yeni şarkısını ilk kez burada seslendirmek istediğini söyler. Bu da bir sonraki büyük şaşırtı olur.
   Sanatçı aniden şehir meydanında ortaya çıkar ve unutulmaz bir konser verir. Soğuk kış gününde insanların içini ısıtan bu etkinlik, şehir halkı için büyük bir mutluluk kaynağı olur. Böylesine büyük bir sanatçının küçük bir şehre gelmesi herkes için hayal bile edilemeyecek bir deneyimdir.
   Bölümün sonunda yazar önemli bir mesaj verir: Eğer bir gün sigara içmeye başlarsan, hayatın olması gerekenden daha erken bitebilir ve kendi hikâyenin sonunu göremeyebilirsin. Bu yüzden sıradan ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmak gerektiğini vurgular.
Bahar ve Değişim 
    Kış aylarının sona ermesiyle birlikte şehirde ilkbahar kendini göstermeye başlar. İnsanlar artık arabalarını kullanmadıkları için satmaya başlar. Aylarca otoparklarda bekleyen araçlar elden çıkarılır; elde edilen parayla bazıları tatile gider, bazıları ise evlerini yeniler. Bu durum hem bireysel ekonomiyi rahatlatır hem de şehirde turistlere daha fazla alan açılmasını sağlar. Böylece otoparkları büyütme ihtiyacı da ortadan kalkar.
   Baharın gelişiyle birlikte doğa canlanır. Ağaçlar çiçek açar, şehir çeşitli hayvanlarla ve endemik bitkilerle dolup taşar. Kuş sesleri giderek artar ve şehir adeta doğal bir yaşam alanına dönüşür.
   Ancak bazı insanlar bu yoğun kuş seslerinden rahatsız olur ve bunu olumsuz olaylara yorar. Deprem olacağı, kışın çok sert geçeceği ya da yazın aşırı sıcak olacağı gibi düşünceler ortaya atılır.
   Yapılan araştırmalar ise bu düşüncelerin doğru olmadığını gösterir. Kuşların ötüşü herhangi bir felaketin habercisi değildir; sadece kendi aralarında iletişim kurduklarını ifade eder. Ayrıca araba kullanımının azalmasıyla birlikte gürültü ve çevre kirliliği azalmış, bu da kuşların sayısının artmasına olanak sağlamıştır.
    Ağaçların çoğalması da şehir yaşamını olumlu yönde etkiler. Ağaçlar yalnızca oksijen sağlamakla kalmaz, aynı zamanda insanlara mutluluk ve huzur verir. Doğayla iç içe yaşamak, düzenli hareket etmek ve hayvanlarla temas halinde olmak, şehirdeki insanların hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını iyileştirir.
   Bu nedenle şehirde şiddet olaylarının ve psikolojik sorunların azaldığı gözlemlenir. Doğal yaşamın güçlenmesi, insanların daha dengeli, huzurlu ve sağlıklı bir hayat sürmesine katkı sağlar.
Sıradan Bir Gün 
   Şehirde uygulanan av yasağı sayesinde denizlerde balıklar hızla çoğalır. Bir süre sonra adeta balık istilası yaşanır. Başta şaşıran balıkçılar, zamanla bu bolluk ve bereketten büyük mutluluk duyar ve alınan karardan memnun kalırlar.
   Yeni bölümde “sıradan” kavramı üzerine düşünülür. Fatih’e göre bir şey sürekli tekrarlandığında sıradanlaşır; ancak nadir olan bir şey de zamanla sıradışı hale gelir. Bu düşüncelerle yine Altat Tepesi’ne doğru yola çıkar. Daha önce yüzlerce kez güneşin doğuşunu izlemeye gitmiş olsa da, tam o anlarda gözlerini kapattığı için aslında hiç gerçek anlamda güneşin doğuşunu görmemiştir.
   Güneşin doğmasına yaklaşık on dakika kala Erdal öğretmen Fatih’in yanına gelir. Fatih şaşırır ve vaktin gelip gelmediğini sorar. Öğretmeni, saati güneş doğmadan geri alacağını söyler. Fatih neden kendisinin seçildiğini sorunca, öğretmeni bunun rastgele olduğunu, nasıl başladıysa öyle sona erdiğini ifade eder.
   İkisi birlikte güneşin doğuşunu izler. Fatih hayatında ilk kez gözünü kırpmadan bu anı gerçekten görür. Bu, onun için çok özel bir deneyim olur. Güneş doğduktan sonra öğretmen ortadan kaybolur.
   O gün, Fatih’in başkanlık görevindeki son günüdür. İşlerini tamamladıktan sonra kendi kıyafetlerini giyer ve sessizce köyüne doğru yola çıkar. Arkasına bakmadan gider. Şehirdeki insanlar ise onun gidişinden habersizdir.
    Tam o sırada şehirde olağanüstü bir olay yaşanır. Bir anda etrafı aydınlatan milyonlarca ışık belirir ve saatler süren bir ışık gösterisi oluşur. Daha sonra bunun, Fatih’in şehre getirdiği Lampo ağaçlarında yuvalayan ateş böceklerinden kaynaklandığı anlaşılır.
    Bu büyüleyici görüntü kısa sürede tüm dünyanın gündemine oturur. İnsanlar bu kadar çok ateş böceğinin nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışır. Tıpkı insanların, araba gürültüsünün kuşların iletişimini nasıl engellediğini ya da araçların aslında yaşamı nasıl olumsuz etkilediğini çoğu zaman fark edememesi gibi.
24 Nisan 
   Yeni günle birlikte takvim ilk kez değişir ve 24 Nisan olur. Şehirde yeni bir başkan göreve başlar. Yapılan ilk toplantıda, önceki düzen tamamen değiştirilmeye başlanır. Yeni başkan için öncelik artık şikâyetler ya da halkın yaşam kalitesi değil, yaklaşan seçimlerdir.
   Bu doğrultuda birçok karar geri alınır. Arabalar yeniden serbest bırakılır, balık avı üzerindeki yasaklar kaldırılır. Kısa sürede şehirdeki denge bozulmaya başlar. İnsanlar yeniden araba satın alır, borçlanır ve trafik artar. Ağaçlar kesilir, doğa zarar görür ve hava kirliliği hızla yükselir.
   Balıkçılık serbest bırakılınca göldeki doğal yaşam da tehlikeye girer. Kısa süre içinde balık popülasyonunun tükenmeye başlayacağı anlaşılır. Doğayla kurulan hassas denge bozuldukça şehir eski haline, hatta daha kötü bir duruma sürüklenir.
   Zamanla trafik kazaları artar ve bu kazalar artık insanları etkilemez hale gelir. Ters yönden gelen bir kamyonla yaşanan ölümcül kazalar bile sıradanlaşır. İnsanlar bu acılara alışır, tepki vermez olur.
   Kitabın sonunda yazar, anlatılanların ne tam bir hikâye ne de bir masal olduğunu söyler. Aslında bunun ne olduğunu okuyucunun zaten anladığını ifade eder. Çünkü bazı şeyler, herhangi bir kalıba sokulmadan da anlaşılabilir.
   Yazar, okuyucuya şöyle seslenir:
Bunu bir masal mı, hikâye mi, gerçek mi ya da bir düş mü diye düşünmek yerine, anlatılanlardan ders çıkarmak gerekir.
Ve kitabı şu mesajla bitirir:
“En iyisi sen dersini al… sağlıklı ve bilinçli bir yaşam sür.”

                                                   HİKÂYE HARİTASI

Hikâyenin Adı: Süper Başkan – Zamanı Durduran Saat

Kahramanlar: Fatih (Süper Başkan), Erdal Öğretmen, şehir halkı

Yer: Arabasız, doğayla iç içe bir şehir

Zaman: 23 Nisan’da durmuş gibi görünen ancak aslında ilerleyen zaman

Olay:
Fatih, elindeki saat sayesinde bir süreliğine şehrin yönetimini üstlenir ve akıl ile bilimi kullanarak birçok yenilik yapar. Arabasız bir yaşam düzeni kurar, hayvanları ve doğayı şehre kazandırır, turizmi geliştirir ve insanların daha sağlıklı, huzurlu bir hayat yaşamasını sağlar. Ancak görev süresi sona erdiğinde yerine gelen yeni başkan tüm bu düzeni bozar ve şehir eski sorunlarına geri döner.

Ana Fikir:
Doğayla uyumlu, bilinçli ve akılcı bir yaşam insanı mutlu eder; ancak yanlış tercihler bu düzeni kolayca bozabilir.


Özet:
Fatih, zamanı durduran saat sayesinde bir şehrin başkanı olur ve kısa sürede doğaya saygılı, sağlıklı ve yenilikçi bir düzen kurar. Şehirde arabalar kaldırılır, hayvanlar ve doğal yaşam artar, insanlar huzurlu bir hayat sürer. Ancak Fatih’in görevi sona erdiğinde yeni başkan eski düzeni geri getirir ve şehir yeniden sorunlarla karşı karşıya kalır. Bu durum, doğru kararların ne kadar değerli olduğunu ve korunması gerektiğini gösterir.
              SÜPER BAŞKAN – TEST SORULARI
1. Fatih’in başkan olmasını sağlayan en önemli unsur nedir?
A) Zengin olması
B) Zamanı durduran saate sahip olması
C) Halk tarafından seçilmesi
D) Öğretmen olması
2. Fatih’in şehirde yaptığı ilk büyük değişim aşağıdakilerden hangisidir?
A) Otoparkları büyütmek
B) Arabaları artırmak
C) Arabasız yaşamı teşvik etmek
D) Fabrika kurmak
3. Şehre hayvanların getirilmesinin temel amacı nedir?
A) Eğlence sağlamak
B) Turist çekmek
C) Çim biçme işini kolaylaştırmak
D) Hayvanları korumak
4. Şehrin turizm açısından gelişmesinin en önemli nedeni nedir?
A) Yeni oteller yapılması
B) Hayvanların şehirde serbest dolaşması
C) Alışveriş merkezleri açılması
D) Havaalanı yapılması
5. “Sıkıntı Tim” ne amaçla kurulmuştur?
A) Turistleri gezdirmek için
B) Sorunları tespit etmek için
C) Hayvanları korumak için
D) Trafiği düzenlemek için
6. Bisiklet kiralama sisteminin amacı nedir?
A) Spor yaptırmak
B) Ulaşımı kolaylaştırmak
C) Para kazanmak
D) Turistleri eğlendirmek
7. Pedalbus sistemi aşağıdakilerden hangisini sağlar?
A) Ücretsiz yemek
B) İnsanların pedal çevirerek ulaşım sağlaması
C) Hayvan taşımacılığı
D) Elektrikli ulaşım
8. Şehirde yapılan “şaşırtı” etkinliklerinin amacı nedir?
A) Para kazanmak
B) İnsanları korkutmak
C) İnsanları mutlu etmek ve heyecan oluşturmak
D) Reklam yapmak
9. İlk şaşırtı etkinliği nedir?
A) Konser verilmesi
B) Hayvanların getirilmesi
C) Şehre kar getirilmesi
D) Festival düzenlenmesi
10. Büyük felaket olarak adlandırılan olay nedir?
A) Deprem olması
B) Bir çocuğun kolunun kırılması
C) Yangın çıkması
D) Sel olması
11. Yazarın “büyük felaket” vurgusunun temel nedeni nedir?
A) Olayın büyüklüğü
B) İnsan sayısı
C) Olayın nadir olması
D) Maddi zarar
12. Şehirde kuşların sayısının artmasının temel nedeni nedir?
A) İnsanların beslemesi
B) Av yasağı
C) Gürültü ve kirliliğin azalması
D) Göç etmeleri
13. Ağaçların insanlar üzerindeki etkisi nedir?
A) Sadece gölge sağlar
B) Sadece oksijen verir
C) Hem oksijen hem mutluluk verir
D) Hiçbir etkisi yoktur
14. Av yasağının sonucu ne olmuştur?
A) Balıkların azalması
B) Balıkların çoğalması
C) Balıkçıların zarar etmesi
D) Denizlerin kirlenmesi
15. Fatih’in en önemli özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Güçlü olması
B) Zengin olması
C) Kitap okuyup akıl ve bilimle hareket etmesi
D) Sert olması
16. Fatih’in görev süresi nasıl sona ermiştir?
A) Halk tarafından görevden alınmıştır
B) Kaçmıştır
C) Öğretmeni tarafından saat geri alınmıştır
D) Hastalanmıştır
17. Ateş böceklerinin oluşturduğu ışık gösterisi neyi temsil eder?
A) Doğanın gücünü
B) Teknolojiyi
C) İnsan gücünü
D) Tesadüfü
18. Yeni başkanın önceliği nedir?
A) Halk sağlığı
B) Doğa
C) Seçim kazanmak
D) Eğitim
19. Yeni başkanın kararları sonucunda şehirde ne olmuştur?
A) Doğa gelişmiştir
B) Sorunlar azalmıştır
C) Eski sorunlar geri gelmiştir
D) Turizm artmıştır
20. Kitabın genel mesajı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Zengin olmak önemlidir
B) Teknoloji her şeydir
C) Doğru yaşam ve bilinçli seçimler önemlidir
D) Eğlence her şeyden önemlidir
CEVAP ANAHTARI
1-B
2-C
3-C
4-B
5-B
6-B
7-B
8-C
9-C
10-B
11-C
12-C
13-C
14-B
15-C
16-C
17-A
18-C
19-C
20-C
Klasik Açık Uçlu Sorular ve Cevapları
1. Soru: Fatih’in başkan olmasını sağlayan olay nedir?
Cevap: Fatih’in zamanı durduran bir saate sahip olması ve bu sayede şehrin yönetimini üstlenmesi.
2. Soru: Fatih şehirde ilk olarak hangi önemli değişikliği yapmıştır?
Cevap: Arabasız bir yaşam düzeni kurarak trafik ve çevre sorunlarını azaltmaya çalışmıştır.
3. Soru: Şehre hayvanların getirilmesinin amacı nedir?
Cevap: Çim biçme işini doğal yollarla yapmak ve şehre canlılık katmak.
4. Soru: Şehrin turizm açısından gelişmesini sağlayan unsurlar nelerdir?
Cevap: Hayvanların şehirde serbest dolaşması, farklı etkinlikler ve doğayla iç içe bir yaşam sunulması.
5. Soru: “Sıkıntı Tim” neden kurulmuştur?
Cevap: Şehirdeki sorunları tespit edip başkana iletmek için kurulmuştur.
6. Soru: Bisiklet kiralama sistemi neden geliştirilmiştir?
Cevap: Ulaşımı kolaylaştırmak ve çevre dostu bir ulaşım sağlamak için.
7. Soru: Pedalbus nasıl bir ulaşım aracıdır?
Cevap: İnsanların pedal çevirerek hareket ettirdiği, eğlenceli ve çevreci bir ulaşım aracıdır.
8. Soru: “Şaşırtı” etkinliklerinin amacı nedir?
Cevap: İnsanları mutlu etmek, rutin hayatı kırmak ve heyecan oluşturmak.
9. Soru: İlk şaşırtı etkinliği ne olmuştur?
Cevap: Şehre kamyonlarla kar getirilerek insanların sabah karla uyanması sağlanmıştır.
10. Soru: “Büyük felaket” olarak adlandırılan olay nedir?
Cevap: Bir çocuğun bisikletten düşerek kolunun kırılması.
11. Soru: Yazar bu olayı neden “büyük felaket” olarak nitelendirmiştir?
Cevap: Çünkü kazaların hiç yaşanmadığı bir yerde küçük bir olay bile büyük bir felaket olarak görülür.
12. Soru: Şehirde kuşların sayısı neden artmıştır?
Cevap: Araçların azalmasıyla gürültü ve kirlilik azalmış, doğal ortam oluşmuştur.
13. Soru: Ağaçların insanlara sağladığı faydalar nelerdir?
Cevap: Oksijen sağlamanın yanında insanlara huzur ve mutluluk verir.
14. Soru: Av yasağının balıkçılar üzerindeki etkisi ne olmuştur?
Cevap: Balıkların artmasıyla balıkçılar bolluk ve bereket yaşamıştır.
15. Soru: Fatih’in karakter özellikleri nelerdir?
Cevap: Okuyan, düşünen, akıl ve bilimle hareket eden, yenilikçi bir liderdir.
16. Soru: Fatih’in görev süresi nasıl sona ermiştir?
Cevap: Öğretmeni saati geri almış ve görev süresi rastgele sona ermiştir.
17. Soru: Ateş böceklerinin oluşturduğu ışık gösterisinin önemi nedir?
Cevap: Doğanın güzelliğini ve insan etkisi olmadan da mucizeler oluşabileceğini gösterir.
18. Soru: Yeni başkanın ilk kararları nelerdir?
Cevap: Arabaları serbest bırakmak ve balık avı yasağını kaldırmak.
19. Soru: Yeni başkanın kararlarının şehir üzerindeki etkisi nedir?
Cevap: Doğa zarar görmüş, trafik artmış ve şehir eski sorunlarına geri dönmüştür.
20. Soru: Kitabın vermek istediği genel mesaj nedir?
Cevap: Doğru, bilinçli ve doğayla uyumlu yaşamın önemli olduğu ve yanlış kararların bu düzeni bozabileceği.
Yeni Nesil Zorlayıcı Sorular ve Cevapları
1. Soru: Fatih’in yaptığı değişiklikler kısa sürede olumlu sonuç verirken, yeni başkanın kararları neden hızlıca olumsuz sonuçlara yol açmıştır?
Cevap: Çünkü Fatih’in uygulamaları doğa ve insan dengesine dayanırken, yeni başkan kısa vadeli ve çıkar odaklı kararlar almıştır.
2. Soru: Şehirde arabaların kaldırılması sadece ulaşımı değil, hangi alanları etkilemiştir?
Cevap: Çevre kirliliğini, hayvan yaşamını, insan sağlığını ve psikolojik durumu olumlu etkilemiştir.
3. Soru: “Büyük felaket” kavramı üzerinden yazar okuyucuya hangi bakış açısını kazandırmak istemiştir?
Cevap: Olayların büyüklüğünün sayıyla değil, bulunduğu ortam ve alışkanlıklarla değerlendirilmesi gerektiğini.
4. Soru: Şaşırtı etkinlikleri insanların yaşam kalitesini nasıl etkiler?
Cevap: Rutin hayatı kırarak mutluluk, motivasyon ve sosyal bağları artırır.
5. Soru: Doğayla iç içe bir yaşamın insan psikolojisine etkisi nasıldır?
Cevap: Stresi azaltır, mutluluk ve huzur verir, psikolojik sorunları azaltır.
6. Soru: Fatih’in liderlik anlayışı ile yeni başkanın anlayışı arasındaki temel fark nedir?
Cevap: Fatih uzun vadeli, bilimsel ve insan odaklı düşünürken; yeni başkan kısa vadeli ve çıkar odaklı hareket etmiştir.
7. Soru: Kitapta araba kullanımının artmasıyla ortaya çıkan sonuçlar nelerdir?
Cevap: Trafik kazaları artmış, hava kirliliği yükselmiş ve doğal denge bozulmuştur.
8. Soru: Ateş böcekleri örneği üzerinden yazar neyi anlatmak istemiştir?
Cevap: Doğanın korunursa kendi mucizelerini ortaya koyabileceğini.
9. Soru: Av yasağının kaldırılması doğal dengeyi nasıl etkilemiştir?
Cevap: Balıkların azalmasına ve ekosistemin bozulmasına neden olmuştur.
10. Soru: Kitabın sonunda verilen mesaj günlük hayata nasıl uygulanabilir?
Cevap: Sağlıklı, bilinçli ve doğayla uyumlu seçimler yaparak yaşam kalitesini artırmak mümkündür.

Benim Görüşüm

     Ekonomi Okulu kitabını, yazarın bu kitabına göre daha çok beğendiğimi öncelikle belirtmek isterim.

    Bu kitapta özellikle doğanın korunması konusu çok güçlü bir şekilde ele alınmış. Araçların hem gürültü kirliliği yaratması hem çevreye zarar vermesi hem de insanları gereksiz maddi yüklerin altına sokması konusundaki görüşlere yüzde yüz katılıyorum. Zaten ben de bu durumdan oldukça rahatsız olan biriyim.

    Kitapta sunulan bazı fikirler gerçekten çok yaratıcıydı. Özellikle bisiklet, kaykay gibi doğaya zarar vermeyen ulaşım araçlarının kullanılması ve insanların daha fazla hareket etmesini sağlaması çok değerliydi. Ayrıca bisikletlerle entegre raylı sistem fikri de günümüz şartlarında tam uygulanabilir olmasa bile oldukça yaratıcı ve düşündürücüydü.

    Bunun dışında, sürekli 23 Nisan’ın yaşanması ama mevsimlerin değişmesi gibi kurgusal bazı zorlayıcı noktalar vardı. Ancak bunun bir hayal ürünü olduğunu unutmamak gerekiyor. Zaten her şeyin tamamen mantıklı olması beklenmez; bu durum hikâyenin doğası gereği kabul edilebilir.

    Kitapta dikkatimi çeken bir diğer önemli nokta ise, büyüklerin yeni fikirlere karşı genelde olumsuz yaklaşmasıydı. Gerçek hayatta da çoğu zaman yaratıcı bir fikir ortaya atıldığında insanların ilk tepkisi bunun neden olmayacağını söylemek oluyor. Oysa önemli olan, olumsuzlukları görüp yine de çözüm üretmeye çalışmak.

    Yazarın ses ve gürültü kirliliğiyle ilgili verdiği örnek de oldukça etkileyiciydi. Gürültünün hayvanların iletişimini bozması çok önemli bir nokta. Günümüzde ise sadece araçlar değil, özellikle motorlar ciddi bir gürültü kirliliği oluşturuyor. Öyle ki bazen insanlar bile birbirini duymakta zorlanıyor. Gece herhangi bir saatte motor sesiyle uyanmak artık çok olağan bir durum haline gelmiş durumda.

   Genel olarak kitap, gürültü kirliliği, doğa dengesi ve ulaşım alışkanlıkları üzerine düşündüren, yaratıcı ve farkındalık kazandıran bir eser olmuş.

 

2 Nisan 2026 Perşembe

AURA-Bulaşıcı Duyguların Peşinde Kitap Özeti-Soru Örnekleri-Hikaye Haritası

 


 AURA

Bulaşıcı Duyguların Peşinde

BİRSEN EKİM ÖZEN

  Kısa Özet


Beril, hemofili hastası bir çocuktur ve bir gün insanların duygularını renkler olarak görmeye başladığını fark eder. Bu durum başlangıçta onu korkutur ve yalnız hissetmesine neden olur. Zamanla en yakın arkadaşı Alin ve rehber öğretmeni Feyza Hanım’ın desteğiyle bu durumu anlamaya ve kontrol etmeye çalışır.Beril, duyguların bulaşıcı olduğunu, insanların birbirlerini farkında olmadan etkilediğini keşfeder. Aynı zamanda varsayımların insanı yanıltabileceğini, zihnin düşünceleri büyüttüğünü ve duyguların doğru şekilde yönetilmesi gerektiğini öğrenir.Yaşadığı olaylar sırasında bir öğretmeninin tehlikede olduğunu fark ederek arkadaşlarıyla birlikte onun kurtarılmasına yardımcı olur. Bu süreç, Beril’in kendine olan güvenini artırır ve çevresini daha doğru değerlendirmesini sağlar.Beril, zamanla hem kendi duygularını hem de başkalarının duygularını anlamayı öğrenir. Sevginin sahip olmak değil, karşısındakinin mutluluğunu istemek olduğunu fark eder. Hikâye, Beril’in farkındalık kazanarak daha güçlü ve bilinçli bir birey haline gelmesiyle son bulur.


-Tam Özet-

Hikâye, Beril’in annesinin ona bilekliğini takmasını söylemesiyle başlar. Beril hemofili hastasıdır. Bu hastalık nedeniyle en küçük bir yaralanmada bile kanaması durmayabilir. Bu yüzden Beril’in kolunda, hastalığını anlatan ve acil durumda ne yapılması gerektiğini açıklayan bir bileklik vardır.

Annesi, okula gitmek için aceleyle evden çıkan Beril’i bu konuda uyarır. Ancak Beril bu durumdan rahatsızdır. Çünkü hastalığı yüzünden diğer çocukların ona farklı davrandığını ve kendisini dışladığını düşünmektedir.

Beril’in en sevdiği şey kulaklıkla müzik dinleyerek yürümektir. Fakat düşme ya da yaralanma riski olduğu için buna izin verilmez. Bu da onu üzmektedir.

Beril’in en yakın arkadaşı Alim’dir. Evleri birbirine çok yakındır ve her gün birlikte okula giderler. Beril ayrıca müzik kulübüne katılmak istemektedir. Ancak hastalığı nedeniyle kulübe alınmadığını düşünür. Bu yüzden kulüpteki öğrencilerden uzak durur ve hastalığının bulaşıcı olduğunu düşündüklerini sanır.İkinci bölümde Beril ve Alim’in arkadaşlığı devam ederken, Beril bazı garip olaylar yaşamaya başlar.Beril, etrafında tuhaf ışıklar görmeye başlar. Bu ışıklar sanki onunla bağlantılıdır. Gördüklerini annesine anlatır. Annesi ise endişelenir ve bunun bir hastalık belirtisi olabileceğini düşünür.Beril ise bunun sıradan bir durum olmadığını hisseder. Işıkların kendisine dokunduğunu ve özel bir anlam taşıdığını düşünür.Bu olaylar sırasında Beril’in duyguları yoğunlaşır. Özellikle öfkelendiğinde etrafındaki ışıkların değiştiğini fark eder. Bu durum onun hem korkmasına hem de kafasının karışmasına neden olur.Alim ise bu süreçte Beril’in yanında olmaya çalışır. Ancak Beril zaman zaman kendini yalnız ve anlaşılmamış hisseder.Bu bölümde Beril, etrafında gördüğü gizemli ışıkların (auranın) ne olduğunu daha iyi anlamaya çalışır. Bu durum artık hem onun hem de en yakın arkadaşı Alin’in dikkatini çekmiştir.Alin, akşam annesinden izin alarak Beril’e gider. İki arkadaş birlikte bu ışıkların ne anlama geldiğini öğrenmek için internetten araştırma yaparlar.Yaptıkları araştırma sırasında “aura” kavramıyla karşılaşırlar. Auranın, insanların etrafında bulunan ve onların ruh hâlini ya da enerjisini yansıtan bir tür ışık olduğu bilgisine ulaşırlar.Bu bilgiler Beril’i hem şaşırtır hem de meraklandırır. Çünkü gördüğü ışıkların sıradan bir hayal olmadığını düşünmeye başlar.Bu bölümde Beril ve Alin, aura konusunu daha yakından deneyimlemeye başlar.Alin ile Beril evde konuşurken Beril’in annesi işten gelir. Beril, annesinin etrafındaki ışığın (auranın) renginin değiştiğini fark eder. Daha önce pembe olan bu renk, artık donuk ve kahverengiye çalan bir kırmızıya dönüşmüştür. Bu durum onların dikkatini çeker.Bir süre sonra annesinin mutsuz olduğu anlaşılır. Müdür olmayı beklediği görevi alamadığı için üzgündür. Akşam babasıyla konuşup rahatladıktan sonra, Beril annesinin aurasının tekrar pembeye döndüğünü fark eder. Bu durum, duyguların aura renklerini etkilediğini gösterir.Bir süre sonra Beril kimsenin aurasını göremez. Hafta sonu arkadaşlarıyla kafeye giderler. Orada Irmak’ın da geleceğini öğrenir. Beril, Irmak’tan hoşlanmamaktadır çünkü kısa sürede arkadaş grubuna katılmasına sinir olmuştur.Kafede otururken arkadaşları öğretmenleri ve onun eşi hakkında konuşurlar. Bu sırada Beril dışarıda bir adam görür ve etrafındaki bulanık, karanlık renkten etkilenir. Bu kişinin öğretmenlerinin eşi olduğunu öğrenir.

 

Beril adamın yanına gider. Adam ona sert davranır. Bu sırada Beril, adamın aurasını “tatmak” ister. Ancak bu enerji ona çok kötü gelir. Ekşi ve buz gibi bir tat hisseder ve kendini ağır, huzursuz hisseder.

Kafeye döndüğünde Irmak’ın kendi yerine oturduğunu görür. Zaten gergin olan Beril daha da sinirlenir. Arkadaşlarına ve özellikle Alin’e kızar. Duygularını kontrol edemeyerek oradan uzaklaşır.Dışarıda ağlayarak dolaşırken bir markete uğrar. Market sahibinin etrafında parlak sarı bir aura görür. Bu enerjiyi denediğinde ise hafif ve iyi bir his verdiğini fark eder.Daha sonra bir kedi yavrusu bulur. Onu sever ve eve götürür. Kedinin etrafında pembe bir aura olduğunu fark eder. Bu da onun içinin yumuşamasını ve sakinleşmesini sağlar.Beril, gördüğü renklerin anlamını çözmeye çalışır.Duyguların renklerle ilişkili olduğunu fark eden Beril, bu durumu araştırmaya başlar. Araştırmaları sırasında “sinestezi” adı verilen bir kavramla karşılaşır. Sinestezi, bazı insanların duyuları birlikte algılamasıdır. Örneğin, sesleri renk olarak görmek gibi.Beril bunun bir yetenek mi yoksa bir hastalık mı olduğunu düşünür. Almanca bir kaynağa rastlayınca, rehber öğretmeni Feyza Hanım’dan yardım istemeyi planlar.Bu sırada hâlâ Alin’e kızgındır ve onun arayıp aramadığını kontrol eder. Aynı zamanda kafede yaşananları düşünmeye devam eder. Özellikle öğretmenlerinin eşinin etrafındaki kirli yeşil rengi hatırlar.Evde bulduğu yavru kediyle vakit geçirdikçe önemli bir şey fark eder: Kediyi severken hem kedinin hem de kendi etrafının pembe renkle kaplandığını görür. Böylece duyguların “bulaşıcı” olabileceğini düşünür.Beril, insanların duygularının birbirini etkilediğini fark eder. Kafedeki olayları düşünerek, öfkenin karşılıklı olarak artmış olabileceğini anlar. Bu durum onun kafasını karıştırır: İnsanlar onu sevmediği için mi o onları sevmiyor, yoksa tam tersi mi?Bu soruların cevaplarını bulmak için bir günlük tutmaya karar verir. Gördüğü renkleri ve hissettiği duyguları not eder. Sarı rengin neşeyi temsil ettiğini düşünür. Yeşil rengin ise karmaşık ve olumsuz duygularla ilgili olabileceğini fark eder.Bu sırada annesi eve gelir ve kediyi görünce çok korkar. Korku ve öfkeyle tepki verir. Beril, annesinin etrafında gri renk görür ve bunun korkuyu temsil ettiğini anlar. Kendi etrafında ise kırmızı renk oluşur ve bunun öfke olduğunu fark eder.Babası durumu sakinleştirir ve annenin aslında Beril’in sağlığı için endişelendiğini açıklar. Kedinin zarar vermemesi için gerekli önlemleri almayı önerir.Aile birlikte çözüm bulur: Kedinin tırnakları kesilecek, gerekli bakımları yapılacaktır. Böylece kedi evde kalabilir.Bu konuşmadan sonra ortam sakinleşir ve Beril, etrafındaki kırmızı rengin kaybolduğunu fark eder.

6. Bölüm Özeti

Ertesi gün Beril okula gider. Alin’in gelmediğini görünce üzülür. Bir süre sonra Alin sınıfa gelir ancak soğuk davranır. Beril selam verir ve aralarında konuşma başlar.Konuşma sırasında Beril, Alin’in etrafındaki auranın maviye yakın ama griyle karışık bir renkte olduğunu fark eder. Alin, içinde birden fazla duygunun aynı anda olduğunu söyler: korku, öfke ve mutluluk gibi. Bu da aurasının karışık görünmesine neden olmaktadır.Bu sırada fen bilgisi öğretmeni Serpil Hoca sınıfa gelir. Üzerinde kalın kıyafetler vardır ve öğrencilerle biraz gergin bir iletişim kurar. Beril, öğretmenin etrafındaki auranın soluk yeşil ve yer yer kahverengi tonlarında olduğunu fark eder. Bu durum ona tuhaf gelirAncak Serpil Hoca ders anlatmaya başladıkça aurasının değiştiğini gözlemler. Renk daha canlı ve temiz bir yeşile dönüşür. Bu da öğretmenin ders anlatırken daha iyi hissettiğini gösterir.Beril, öğretmene örnek vermek için söz alır ve bu sırada bahaneyle onun aurasına dokunur. Tattığı enerji ağır ve rahatsız edicidir. Bu durum Beril’i fiziksel olarak da etkiler; nefes almakta zorlanır ve yoğun bir kaygı hisseder.Tam bu sırada öğretmenin telefonu çalar ve sınıftan çıkar. Ardından Yankı, Beril’in yanına gelir ve öğretmenin evde şiddet gördüğünü ima eder. Dün gece yaşanan bir tartışmadan bahseder.Beril ve Alin bu duruma şaşırır. Neden kimsenin yardım etmediğini sorgularlar. Öğretmenin kalın giyinmesinin sebebinin, vücudundaki izleri gizlemek olabileceğini düşünürler.Beril bu sırada Yankı’nın aurasını fark eder. Rengi soluk ve bulanık bir mordur. Bu enerjiyi tattığında önce hoş gibi hissetse de ardından içini boşluk ve rahatsızlık kaplar. Hatta kusmak ister.

 

Beril, bu durumun nedenini düşünür ve önemli bir sonuca varır: Yankı’nın anlattıkları doğru olabilir, ancak bunu dedikodu yapmaktan keyif alarak anlattığı için bu enerji kirli ve olumsuz bir hâl almıştır.

7. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril, müzik kulübünde yaşadığı duygularla yüzleşir.Beril ve arkadaşları müzik kulübüne giderler. Beril, kulüp üyelerinden özellikle Irmak’tan uzak durmaya çalışır. Güçlü görünmek ister, bu yüzden kimseyi umursamıyormuş gibi davranır ve bilekliğini saklar.Ancak beklenmedik bir şekilde Irmak gelip Beril’in yanına oturur. Ardından diğer kulüp üyeleri de onların yanına gelir. Bu durum Beril’i rahatsız eder çünkü hâlâ onlara karşı öfke duymaktadır.Beril, Irmak’ın etrafındaki auranın canlı bir mor olduğunu fark eder. Bu rengi “tattığında” kiraza benzeyen, hafif ve tatlı bir his aldığını fark eder. Bu deneyim, Beril’in düşüncelerini değiştirir. Irmak’ın aslında kötü niyetli biri olmadığını anlar.Bu sırada diğer arkadaşları da Irmak’la sohbet etmeye başlar. Herkesin Irmak’la yakınlaşması Beril’i üzer ve kıskançlık hissetmesine neden olur.Beril kendi ellerine baktığında, etrafında bulanık yeşil ve kırmızı tonlarının oluştuğunu görür. Bu renkler, içindeki öfkenin tekrar arttığını gösterir.

8. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril, yaşadıklarını anlamlandırmak için rehber öğretmeni Feyza Hanım’dan yardım ister.Ders bitince Beril, Feyza Hanım’ın yanına gider ve gördüğü ışıklardan bahseder. Başta biraz telaşlıdır. Ancak öğretmeni onu dikkatle dinler ve anlayışla karşılar.Feyza Hanım, bu tür durumlarla ilgili bazı araştırmalar gördüğünü söyler. Çok az sayıda insanın, insanların etrafındaki enerji alanını yani “aurayı” görebildiğinden bahseden bir yazıyı Beril’e açıklar. Ancak bu yazıda duyguların renkleriyle ilgili bir bilgi olmadığını belirtir.Beril de kendi gözlemlerini anlatarak, gördüğü renkleri bir deftere not ettiğini söyler. Feyza Hanım bu durumu çok olumlu karşılar ve Beril’i “bir bilim insanı gibi gözlem yapıyorsun” diyerek destekler.Beril, bazı renkleri kendinde de gördüğünü söyleyerek “Kötü biri miyim?” diye endişesini dile getirir. Öğretmeni ise kimsenin tamamen iyi ya da kötü olmadığını, herkesin benzer duygular yaşayabileceğini söyler. Önemli olanın bu duyguların farkında olmak olduğunu vurgular.Konuşma sırasında duyguların bulaşıcı olabileceği fikri üzerinde dururlar. İnsanların birbirinden kolayca etkilendiğini, bu yüzden bazı kişilerin kalabalıklardan uzak durmayı tercih ettiğini konuşurlar.Beril, bu konuşmadan sonra rahatladığını hisseder. Daha sonra Alin’le de bu konuyu konuşur. Özellikle otobüs, metro ve stadyum gibi kalabalık ortamlarda insanların birbirlerinin duygularından nasıl etkilendiğini tartışırlar.Negatif ve pozitif duyguların hangisinin daha hızlı yayıldığını sorgularlar. Beril, tüm bu düşüncelerini not alarak araştırmasına devam eder.

Bu bölüm aslında tam senin tarzın 😄

👉 gözlem + analiz + farkındalık

9. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril, duyguların yayılma biçimini daha iyi anlamaya başlar.Beril, yaptığı gözlemler sonucunda özellikle pozitif duyguların çok hızlı yayıldığını fark eder. Evde besledikleri kediye “Badem” adını verirler. Badem oyun oynarken etrafına sarı ve pembe ışık yayar. Bu ışığın insanlara da geçtiğini gözlemler.Ancak bazı insanlar bu duygudan etkilenmez. Örneğin, eve gelen misafirler kedinin yaydığı bu enerjiyi fark etmez ve tepki vermez. Bu durum, insanların duygulara açık olup olmamasının da önemli olduğunu gösterir.Okulda Alin’i gözlemleyen Beril, onun aurasının durumlara göre değiştiğini fark eder. Alin tahtaya çıkıp soruyu doğru çözdüğünde rengi maviye döner. Ancak bir arkadaşının söyledikleriyle rengi dalgalanır ve bulanık sarıya dönüşür. Daha sonra kendini toparlayarak tekrar dengelenir.

 

Bu gözlemler sonucunda Beril ve Alin bazı çıkarımlar yapar:

                            Gri rengin endişeyi,

                            Bulanık sarının ise utancı temsil ettiğini düşünürler.

Ayrıca Alin’in nefes alarak kendini sakinleştirebildiğini fark ederler. Bu da duyguların kontrol edilebileceğini gösterir.Beril, bu yeni keşiflerini paylaşmak için tekrar Feyza Hanım’ın yanına gider. Öğretmeni de bu konuda araştırmalar yaptığını ve Beril gibi farklı algılara sahip insanların olduğunu söyler.Beril, renklerle ilgili bulgularını anlatır ve kırmızı rengin öfkeyi temsil ettiğini, bunun olumsuz olduğunu düşündüğünü söyler. Ancak Feyza Hanım bu fikri düzeltir. Öfkenin kötü bir duygu olmadığını, aslında güçlü bir enerji olduğunu açıklar. Önemli olanın bu duyguyu nasıl yönlendirdiğimiz olduğunu vurgular.Duyguların karmaşık olduğunu ve herkesin zaman zaman zorlandığını söyler. Ancak Beril’in bu duyguların farkında olmasının çok değerli olduğunu belirtir.Beril, bu konuşmadan sonra kendisini daha büyük ve karmaşık bir sürecin içinde olduğunu fark eder. Ayrıca müzik kulübünde birlikte şarkı söylemenin bu duygular üzerinde nasıl bir etkisi olabileceğini merak etmeye başlar.

10. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril, hem ailesini hem de kendi duygularını gözlemleyerek önemli farkındalıklar kazanır.Hafta sonu ailesiyle yürüyüşe çıkan Beril, yaşadığı durumu hâlâ ailesine anlatmamıştır. Annesinin aşırı endişeli biri olduğunu bildiği için, bunun huzurlarını bozacağını düşünür.Yürüyüş sırasında annesinin etrafında hafif bir mavi ışık görür. Babasının aurasını ise ilk kez fark eder. Babasının rengi, zaman zaman gri lekeler içerse de genel olarak maviye döner. Beril, bu rengin dengeyi temsil ettiğini ve anne babası arasında bir denge olduğunu düşünür.Beril, renklerle ilgili kesin sonuçlara varabilmek için aynı durumu birden fazla kez gözlemlemeye karar verir.Yürüyüş sırasında karşılarına bir adam çıkar ve babasıyla konuşur. Bu konuşma sırasında babasının aurası kırmızıya dönüşür ve bulanıklaşır. Annesinin rengi ise griye döner. Beril, bu kişinin her ikisini de olumsuz etkilediğini fark eder.Bu durumu gözlemlerken kendi ellerine baktığında, kendi aurasının da kırmızıya döndüğünü görür. İçinde öfke, üzüntü ve haksızlık duyguları birikir. Hayatında yaşadığı zorlukları düşünerek daha da yoğun duygular hisseder.Ancak bu kez farklı bir şey yapar. Alin’den öğrendiği gibi derin nefes alarak kendini sakinleştirmeye çalışır. Duygularını kontrol etmeyi başarır.Annesi ona ne olduğunu sorduğunda durumu belli etmez ve sadece derin nefes almak istediğini söyler.Eve döndüklerinde anne ve babası, karşılaştıkları kişi hakkında konuşur ve onunla görüşmenin kendilerine iyi gelmediğine karar verirler. Bu konuşmadan sonra aile bireylerinin auralarının yeniden dengelendiğini fark eder.Beril ayrıca televizyon izlerken insanların duygularının nasıl değiştiğini gözlemler. Haber izlerken renklerin bulanıklaştığını, komedi programlarında ise daha canlı ve dengeli hâle geldiğini fark eder.Tüm bu gözlemlerini defterine not alır. Böylece hem kendisini hem de çevresindeki insanları daha iyi anlamaya çalışır.

11. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril’in yaşadığı durum ailesi tarafından da öğrenilmeye başlar.Pazar günü ailece yapılan keyifli bir kahvaltının ardından herkes dinlenmeye çekilir. Bu sırada telefon çalar. Arayan kişi rehber öğretmeni Feyza Hanım’dır. Beril’le konuşmak istediğini söyler.Beril, annesinin duymaması için odasına geçer ve öğretmeniyle konuşur. Feyza Hanım, yaptığı araştırmalar sonucunda önemli bir bilgiye ulaştığını söyler. Beril’in yaşadığı durumun bir hastalık değil, farklı bir algılama biçimi yani bir tür “yeni duyu” olabileceğini anlatır.

 

Beril’in, diğer insanların fark edemediği şeyleri fark edebildiğini ve bu özelliği sayesinde hem kendisine hem de başkalarına yardımcı olabileceğini söyler. Ayrıca bulanık ve net duygular üzerine konuşurlar. Bulanık ve karmaşık duyguların yıkıcı olabileceğini ifade ederler.Ancak Beril telefonu kapattığında annesinin her şeyi duyduğunu fark eder. Annesi, Beril’in bu durumu kendisinden saklamasına kızar ve büyük bir endişeye kapılır.Feyza Hanım durumu açıklamaya çalışsa da Beril’in annesi ikna olmaz. Feyza Hanım, bunun bilimsel bir temeli olduğunu anlatır. İnsanların bir manyetik alana sahip olduğunu, duyguların bu alanı etkilediğini ve bunun bazı kişiler tarafından algılanabildiğini açıklar.Ayrıca öfke gibi duyguların kötü olmadığını, aslında insanı harekete geçiren bir enerji olduğunu vurgular. Bu enerjinin bir frekansı ve rengi olabileceğini ifade eder.Tüm açıklamalara rağmen Beril’in annesi bu durumu kabullenmekte zorlanır.

12. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril’in hayatında yaşanan olaylar daha da zorlaşır.Hafta sonunun ardından evde gergin bir hava oluşur. Beril’in notlarının izinsiz okunması, yaşanan tartışmalar ve telaşlar onu çok yıpratır. Kendini hayatının en kötü günlerinden birini yaşıyor gibi hisseder. Çok ağladığı için gözleri kızarmış ve şişmiştir.Okula gittiğinde bu hâlini fark eden Alin, ona destek olur. Alin her zaman olduğu gibi anlayışlı ve yanında olan bir arkadaştır.Bir süre sonra nöbetçi öğrenci Beril’i müdürün odasına çağırır. Beril odaya girdiğinde annesini, rehber öğretmeni Feyza Hanım’ı ve müdürü birlikte görür.Annesi, Feyza Hanım’ı şikâyet etmiştir ve bu durum için resmi bir dilekçe yazmıştır. Soruşturma açılmasını ister. Bu sırada oldukça öfkelidir ve yüksek sesle konuşur.Beril, annesinin etrafındaki auranın turuncu olduğunu fark eder. Bu rengin yalnızca öfkeyi değil, aynı zamanda kendinden emin olma ve güçlü bir enerji hâlini de yansıttığını anlar.

Bu bölümde artık:

👉 dış çatışma (anne–öğretmen–okul)

👉 iç çatışma (Beril’in duyguları)

 

13. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril hem duygusal hem de sosyal olarak en zor anlarını yaşar.Müdürün odasındaki tartışmadan sonra Beril çok kötü hisseder. Annesinin davranışlarından rahatsız olur ve hayatının kendi kontrolünde olmadığını düşünür. Kendi aurasına baktığında, daha önce öğretmeninin eşinde gördüğü gibi karanlık ve rahatsız edici renkler fark eder. Bu durum onu daha da üzer.Dışarı çıktığında ise doğanın ona iyi geldiğini fark eder. Güneşin ışığı ve bir ağacın etrafındaki parlak yeşil aura dikkatini çeker. Dayanamayıp ağaca sarılır ve bu onun içini rahatlatır. Kendini daha iyi hissetmeye başlar.Sınıfa döndüğünde yaşadığı olayı Alin’e anlatır. Annesinin turuncu aurasını gördüğünü söyler. Alin, bu rengin kötü bir şey olmadığını, annesinin aslında kendince doğru olanı yaptığını düşündüğünü ifade eder. Beril de annesinin onu korumaya çalıştığını fark eder.Ders sırasında fen bilgisi öğretmeni yine gergin bir hâlde sınıfa girer. Alin doğru cevap verdiği hâlde öğretmen tarafından sert bir şekilde uyarılır. Bu duruma dayanamayan Beril, öğretmene karşı çıkar ve onun öfkesinin öğrencilere yansıdığını söyler.Sınıfta büyük bir tartışma yaşanır. Beril, öğretmenin duygularının kendilerine “bulaştığını” söyleyince herkes şaşırır. Yankı da Beril’in insanların etrafındaki renkleri gördüğünü açıklar. Bu durum sınıfta daha da büyük bir karmaşaya yol açar.

 

Müdür sınıfa gelir ve Beril’i uyarır. Beril kendini savunmak ister ama nasıl davranacağını bilemez. Derin nefes alarak sakinleşmeye çalışır. Ancak bu durum yanlış anlaşılır ve alay ediyormuş gibi düşünülür.Beril daha sonra rehber öğretmeni Feyza Hanım’ın yanına gider. Yaşananları anlatır. Feyza Hanım, Beril’in haklı olabileceğini ancak tepkisini doğru şekilde göstermediğini söyler. Haklı olsa bile bağırmasının onu haksız duruma düşürdüğünü açıklar ve özür dilemesini önerir.Beril sınıfa geri döndüğünde ortam hâlâ gergindir. Arkadaşlarından biri ona alaycı sözler söyler. Bunun üzerine Alin arkadaşını savunur ve aralarında kavga çıkar.Tüm bu yaşananlardan sonra Beril kendini daha da kötü hisseder ve sınıftan çıkar. Etrafındaki bulanık sarı renk, içinde bulunduğu karmaşık duyguları yansıtmaktadır.Bu bölüm tam bir duygu patlaması + dönüşüm eşiği

Artık final kapıda gibi hissediliyor.

15. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril, yaşadığı olayların ardından zihinsel olarak kendini toparlamaya çalışır.Okuldaki son ders Beril için çok zor geçer. Gün boyunca yaşadığı olayların etkisiyle kendini çok yorgun ve kötü hisseder. Okul çıkışında bir görevli onu sakinleştirmeye çalışır.Alin, Beril’e destek olmaya devam eder. Birlikte yaşananların nedenini anlamaya çalışırlar. İnternetten araştırma yaparlar ancak net bir sonuca ulaşamazlar. Bu yüzden Feyza Hanım’la tekrar konuşmayı düşünürler.Beril, okuldan çıkarken Irmak ve diğer müzik grubu üyeleriyle karşılaşır. Başta onlara karşı mesafelidir ve Irmak’ın grup üzerindeki etkisini eleştirir. Ancak konuşmalar ilerledikçe bir yanlış anlaşılma olduğu ortaya çıkar.Aslında Beril’in müzik grubuna katılmak istediği anlaşılır. Irmak ortamı yumuşatır ve Beril’i tekrar gruba davet eder. Bu yaklaşım Beril’in kendini kötü hissetmesine neden olur çünkü Irmak’a karşı önyargılı davrandığını fark eder.Eve döndüğünde Beril kendini çok yorgun ve karışık hisseder. Gün boyunca yaşadıklarını düşünür ve zihninin sürekli aynı olumsuz düşünceler etrafında döndüğünü fark eder. Herkesin ondan nefret ettiğini ve kendisinin sorunlu biri olduğunu düşünür.Dikkatini dağıtmak için sosyal medyaya girer. Öfke dolu içerikler izlediğinde kendini geçici olarak daha iyi hissettiğini fark eder.Bu sırada Feyza Hanım’dan bir mesaj alır. Öğretmeni ona farkındalıkla ilgili bir video gönderir. Videoda, zihnin sürekli geçmiş ve gelecek arasında gidip geldiği, bunun da stres yarattığı anlatılmaktadır.Beril, videoyu izlerken kendisini bu anlatımlara çok yakın hisseder. Özellikle beynin “amigdala” adı verilen bölümünün, insanı sürekli tetikte ve stresli hâle getirebileceğini öğrenir.Videoda önerilen egzersizi uygular. Eline bir nesne alarak dikkatini tamamen ona vermeye çalışır. Zihni sürekli başka düşüncelere kayar, ancak her seferinde dikkatini geri toplamayı dener.Bu egzersiz sayesinde zihninin yavaş yavaş sakinleştiğini fark eder. Dikkatini derslerine verir ve kendini daha iyi hissetmeye başlar.Beril, zihnini kontrol etmeyi öğrenmesi gerektiğini anlar ve bu süreçte Feyza Hanım’a teşekkür eder.

 

Bu bölüm tam olarak:

👉 “zihin eğitimi + farkındalık + toparlanma”

16. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril, yaşadığı zorlukların ardından hem kendisiyle hem de çevresiyle daha sağlıklı bir ilişki kurmaya başlar.Ertesi gün okula giden Beril hâlâ endişelidir. Dün yaşanan olayların herkes tarafından konuşulduğunu düşünür. Ancak Alin, bunun sadece bir varsayım olduğunu söyler. Beril bunu test ettiğinde, insanların aslında onun hakkında konuşmadığını fark eder.Ders sırasında zihninin yine geçmiş ve gelecekle ilgili düşüncelerle dolduğunu fark eder. Amigdalanın devreye girdiğini anlayarak dikkatini toparlamaya çalışır. Küçük bir nesneye odaklanarak kendini sakinleştirmeyi dener.

 

Müzik kulübüne gitmek istemese de Alin’in desteğiyle gider. Orada Irmak’la konuşur. Irmak’ın aurasının temiz ve net olduğunu fark edince, onun samimi olduğunu anlar ve gördüğü renklerden bahsetmeye başlar. Bu durum Beril’i bile şaşırtır.Şarkı söylemesi gerektiğinde ise çok heyecanlanır ve başarılı olamaz. Ancak Irmak onu yüreklendirir ve çalışırsa başarabileceğini söyler. Beril de buna söz verir.Eve döndüğünde Feyza Hanım’dan bir video daha gelir. Bu videoda, zihnin en büyük tuzağının “varsayımlar” olduğu anlatılır. İnsanların kendisi hakkında olumsuz düşündüğünü sanmasının bir varsayım olduğunu fark eder.Videoda, zihnin inandığı düşünceleri gerçekmiş gibi göstermeye çalıştığı anlatılır. Bu yüzden Beril, düşüncelerini değiştirmeyi dener. “Kimse beni sevmiyor” yerine “Ben sevilen biriyim” demeye başlar.Bu yeni düşünce biçimiyle kendini daha iyi hissettiğini fark eder. Annesi de ondaki bu değişimi görür ve mutlu olur.Akşam Irmak onu ziyaret eder. Birlikte sohbet ederler ve Alin’i de arayarak konuşurlar. Beril, ilk kez kendini gerçekten iyi hisseder.Uyumadan önce zihninin ne kadar güçlü olduğunu fark eder. “Sevilen biriyim” düşüncesinin hayatını nasıl değiştirmeye başladığını görür ve huzurla uykuya dalar.

17. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril, düşüncelerini yönetmeyi ve başkalarının sözlerinden etkilenmemeyi öğrenmeye başlar.Beril, odasından çıkmadan önce duvarına “varsayımda bulunma” ile ilgili bir not asar. Aynı mesajı telefonunun ekranına da koyar. Bu, öğretmeni Feyza Hanım’ın gönderdiği videodan öğrendiği bir yöntemdir.Annesi, önceki akşam ne konuştuklarını sorar. Beril, aura konusunu gizleyerek müzik grubundan bahsettiklerini söyler. Babası ise Beril’in telefonundaki mesajı görür ve çok beğenir. Kendisinin de kullanmak istemesi Beril’i mutlu eder.Okula gittiğinde ise Eymen yine onunla alay eder ve “deli” diye hitap eder. Beril bu duruma sinirlenir ve tepki verir. Bunun üzerine rehber öğretmeni Feyza Hanım’ın yanına gönderilir.Beril yaşadıklarını anlatır ve Eymen’in söylediklerine şaşırdığını dile getirir. Feyza Hanım ise önemli bir açıklama yapar: Bir kişinin bir şeye inanması, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Bu durum o kişinin düşüncesidir.Bunu açıklamak için bir örnek verir: Eğer birisi sana “saçların yeşil” derse, buna inanmazsın. Çünkü gerçeği bilirsin. Ancak bazı durumlar bu kadar net olmadığı için insanlar başkalarının söylediklerinden etkilenebilir.Feyza Hanım, insanların küçük yaşlarda duyduklarına kolayca inandığını, ancak büyüdükçe kendilerini daha iyi tanımaya başladıklarını anlatır. Bu yüzden Beril’in de kendini tanıması ve başkalarının düşüncelerini kişisel almaması gerektiğini söyler.Beril, Eymen’in söylediklerinin doğru olmadığını fark eder. Bu düşünce onu rahatlatır. Ancak Eymen’in neden böyle davrandığını tahmin etmeye çalışınca yine varsayım yaptığını fark eder. Feyza Hanım da bunun doğru olmadığını hatırlatır.Beril bu durumu “ip üzerindeki cambaz” gibi zor ama dengede kalması gereken bir süreç olarak görür.Konuşma sonunda Beril kendini daha iyi hisseder. Aurasının yeniden maviye döndüğünü fark eder ve sınıfına daha sakin bir şekilde geri döner.

18. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril, duygularını yönetmeyi ve kendini doğru ifade etmeyi öğrenir.Müzik grubunun provası iyi geçmeyince Beril eve gelir ve şarkıya daha çok çalışmaya karar verir. Uzun süre keyifle çalışır. Ancak annesinin göz doktoru randevusu aldığını söylemesiyle aralarında tartışma çıkar. Beril bir anda öfkelenir ve kırmızı duygularla kaplandığını hisseder.Bu kez öğrendiklerini uygulamaya çalışır. Kendi duygularına dışarıdan bakmaya, yani “seyirci” olmaya çalışır. Öfkesinin nedenini sorgular ve bunun kontrolünü amigdalanın ele geçirip geçirmediğini düşünür.Kendi içindeki öfkeli tarafla konuşur ve aslında annesinin onu önemsediği için endişelendiğini fark eder. Bu farkındalık onu sakinleştirir. Bir an tekrar varsayım yapmaya başladığını fark eder ve bunu bırakır.Daha sonra annesiyle konuşarak neden sinirlendiğini açıkça ifade eder. Doktora gitmekten korktuğunu, bunun hayatını kısıtlayacağından endişe ettiğini söyler. Bu açık iletişim sayesinde annesiyle aralarındaki ilişki yumuşar.Beril, doğru kelimelerle kendini ifade etmenin ne kadar önemli olduğunu fark eder.Ertesi gün derse Feyza Hanım girer. Derste “sözlerin gücü” üzerine konuşurlar. Feyza Hanım, sihirbazların “abrakadabra” sözünden yola çıkarak, kelimelerin hayatımızı şekillendirebileceğini anlatır.Ayrıca mitolojiden bir örnek vererek, bir heykelin ona sürekli aynı şekilde hitap edilmesiyle canlandığı hikâyesini paylaşır. Bu örnekle, sözlerin ve düşüncelerin ne kadar etkili olabileceğini açıklar.Ders boyunca öğrencilerle tartışma yapılır. Feyza Hanım, kendisiyle dalga geçen öğrencilere bile sakin ve anlayışlı bir şekilde cevap verir.Bu bölümde Beril, hem kendi duygularını yönetmeyi hem de sözlerin gücünü daha iyi anlamaya başlar.

Bu bölümün özü:

👉 Duyguyu bastırmak değil, anlamak gerekir

👉 Sözler gerçekten gerçeği şekillendirir

19. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril, hastaneye giderek yaşadığı durumu bilimsel açıdan anlamaya çalışır.Beril’in hastane randevusu, müzik grubunun olduğu güne denk gelir. Bu durum onu sinirlendirir çünkü müzik çalışmalarını engellediğini düşünür. Ancak annesi fazla beklemeyeceklerini söyleyerek onu rahatlatmaya çalışır.Doktorun yanına gittiklerinde Beril, doktorun etrafındaki auranın pırıl pırıl, lekesiz bir mavi olduğunu fark eder. Bu sakin ve dengeli enerji hem Beril’i hem de annesini olumlu etkiler.Doktor, yapılan muayene sonucunda Beril’in gözlerinde bir sorun olmadığını söyler. Işık kırılması veya astigmat gibi durumların bu tür görmelere neden olabileceğini belirtse de, Beril’in yaşadıklarının bundan farklı olabileceğini ifade eder.İnsanların da tıpkı cihazlar gibi bir enerji alanına sahip olduğunu ve bazı kişilerin bu alanı algılayabildiğini anlatır. Beril’in böyle bir yeteneğe sahip olabileceğini söyler.Annesi bu açıklamalara tam olarak ikna olmaz. Ancak doktor, bu konunun bilimsel olarak araştırıldığını ve kendisinin de bu çalışmaların içinde olduğunu belirtir. İsteyenlerin bu araştırmalara katılabileceğini söyler. Bu fikir Beril’i heyecanlandırır.Hastaneden çıktıktan sonra Beril, bu durumun genetik olup olamayacağını düşünür. Annesi ise hâlâ bu durumu kabul etmekte zorlanır.Daha sonra okula giderek rehber öğretmeni Feyza Hanım hakkında verilen şikâyeti geri almak için müdürle görüşürler. Müdürün odasında Serpil Hoca’nın eşi de bulunmaktadır.Beril, bu kişinin dışarıdan çok kibar görünmesine rağmen etrafının simsiyah bir aura ile kaplı olduğunu fark eder. Bu durum, onun iç dünyasının dışarıdan göründüğü gibi olmadığını düşündürür.Beril, öğretmenin eşinin şiddet uyguladığını düşündüğünü söyleyerek durumu anlatmaya çalışır. Ancak kimse onu ciddiye almaz.Annesi, Feyza Hanım hakkındaki şikâyeti geri çekmek yerine işlemin devam etmesini ister. Bu durum Beril’i çaresiz hissettirir.

 

Bu bölümün özü:

👉 Görünen ile gerçek her zaman aynı değildir

👉 Bilim + sezgi birlikte ilerleyebilir

20. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril’in yaşadığı olaylar tehlikeli bir noktaya ulaşır.Yaşadığı kötü olayların ardından Beril, müzik grubu seçmelerine tekrar girer ancak başarılı olamaz. Bu durum onu tekrar üzer ve moralini düşürür.Ertesi gün eve döndüğünde annesinin evde olduğunu görür. Bu sırada Feyza Hanım’dan bir video mesaj alır. Videoda, aynı anda her şeyi yapamayacağımız ve hayatımızda önceliklerimizi belirlememiz gerektiği anlatılır.Beril, gerçekten ne istediğini düşünmeye başlar. Müziği çok sevdiğini fark eder ancak aura ile ilgili yaşadıkları nedeniyle odaklanmakta zorlandığını anlar.Videoda ayrıca, bir şeyi gerçekten istiyorsak onun için çaba göstermenin zor gelmeyeceği vurgulanır. Mükemmel olmak yerine elinden gelenin en iyisini yapmanın yeterli olduğu söylenir. Bu düşünceler Beril’i etkiler.Daha sonra Alin ile konuşur ve Serpil Hoca’nın eşinin etrafındaki siyah aurayı araştırırlar. Bu rengin kötü ve tehlikeli durumlarla ilişkili olabileceğini öğrenirler. Bu durum onları endişelendirir.Beril, Alin ve Irmak birlikte Serpil Hoca’yı kontrol etmeye karar verirler. Yankı’nın apartmanına giderler ve bir plan yaparlar.Kapıyı çalmak üzereyken öğretmenin eşi kapıyı açar. Çocuklar Serpil Hoca’yı görmek istediklerini söylerler. Adam önce izin vermek istemez ancak ısrar üzerine onları içeri alır.İçeri girdiklerinde telefonlarını alır ve onları bekletir. Beril şüphelenir ve öğretmeni aramaya başlar. Yatak odasına girdiğinde Serpil Hoca’nın kolları bağlı şekilde tutulduğunu görür.Bu sırada yaşanan panik ve koşuşturma sırasında cam kırılır ve Beril yaralanır.

 

🔥 Bu bölüm tam bir:

👉 gerçek ortaya çıkıyor + tehlike zirve anı

21. Bölüm Özeti

Bu bölümde olaylar en tehlikeli noktasına ulaşır.Beril baygın hâlde uyanır. Her yeri kan içindedir. Hem kendisinin hem de arkadaşlarının elleri ve ağızları bağlıdır. Bulundukları oda karanlıktır. Beril, hastalığı nedeniyle kan kaybından korkar ve büyük bir panik yaşar.İçeriden televizyon sesleri gelmektedir. Irmak ayağa kalkarak arkadaşlarını çözmeye çalışır. Zor da olsa birbirlerinin bağlarını gevşetmeyi başarırlar.Tam bu sırada kapı çalınır. Yankı gelmiştir ve arkadaşlarının burada olup olmadığını sorar. Ancak öğretmenin eşi durumu gizler ve kimsenin olmadığını söyler. Yankı şüphelenmeden uzaklaşır.Bir süre sonra Serpil Hoca’nın da bağları çözülür. Çocuklar fırsat bulunca kapıyı açarak dışarıdan geçen insanlardan sessizce yardım isterler ve polisi aramalarını rica ederler.Ancak tam bu sırada içeriden bir gürültü gelir ve ardından yangın başlar. Duman hızla odayı kaplar. Herkes nefes almakta zorlanır, gözleri yanar ve yere düşer.Yaşanan panik ve çaresizlik içinde Beril tekrar bayılır.

22. Bölüm  Özeti

Bu bölümde yaşanan tehlikeli olayın ardından her şey netleşir ve Beril önemli bir farkındalık kazanır.Beril gözlerini hastanede açar. Annesi ve babası başındadır. Bir süre bayılıp ayıldıktan sonra olanları öğrenir.Beril eve dönmeyince annesi şüphelenir ve Yankı’yı arar. Irmak ve Alin’in ailelerine de ulaşılır. Kimsenin çocuklardan haber alamaması üzerine panik yaşanır.Beril’in annesi, daha önce kızının telefonuna bir takip uygulaması yüklemiştir. Bu sayede Beril’in bulunduğu yeri tespit ederler. Yankı’nın duyduklarıyla birlikte durum netleşir ve polis harekete geçer.Polis, Serpil Hoca’nın eşini etkisiz hâle getirir ve herkesi kurtarır.Beril’in gördüğü siyah aura sayesinde durumun ciddiyeti anlaşılmıştır. Bu nedenle herkes Beril’e teşekkür eder. Onun farkındalığı, Serpil Hoca’nın hayatını kurtarmıştır.Olayın ardından öğretmenin eşinin uzun süredir işsiz olduğu, kıskançlık ve öfke nedeniyle şiddet uyguladığı ortaya çıkar. Tedavi edilmesi için hastaneye yatırılır.

Beril bu olaydan önemli bir ders çıkarır:Kıskançlığın sevgi olmadığını anlar.

Sevmenin, birini kontrol etmek ya da sadece kendine ait görmek olmadığını fark eder. Gerçek sevginin, karşısındakinin mutlu olmasını istemek olduğunu düşünür.Kucağındaki kedisi Badem’i severken bunu daha iyi anlar: Onu sadece kendisi için değil, onun iyiliği ve mutluluğu için sevmektedir.

 

23. Bölüm Özeti

Bu bölümde Beril, yaşadıklarının ardından çevresi tarafından kabul görmeye başlar.Beril okula gittiğinde sınıf arkadaşları onu alkışlarla karşılar. Herkes yaşanan olayları öğrenmiştir. Serpil Hoca da Beril’e teşekkür eder.Bu süreçte Beril önemli bir şey fark eder: Aslında kimse onun hemofili hastalığını bilmiyordur. Bilekliğinin ne anlama geldiğini bile fark etmemişlerdir. Beril’in düşündüğü gibi insanlar onu dışlamamıştır.Arkadaşları hem hastalığı hem de aura konusu hakkında ona sorular sorar. Bu yoğun ilgi Beril’i biraz tedirgin eder. Feyza Hanım’ın yanına giderek bu durumdan rahatsız olduğunu söyler.Feyza Hanım, bunun normal olduğunu ve zamanla azalacağını anlatır. Ayrıca Beril’in artık farklı bir bakış açısına sahip olduğunu ve hayatının eskisi gibi olmayacağını söyler.Bu sırada Beril, annesinin Feyza Hanım hakkındaki şikâyeti geri çektiğini öğrenir. Annesi, Beril’den özür diler ve onu korumaya çalışırken aşırıya kaçtığını kabul eder. Aynı zamanda biraz kıskançlık hissetmiş olabileceğini de fark eder.Beril ve annesi, duyguların kontrol edilmesi gerektiği konusunda ortak bir anlayışa ulaşırlar.Daha sonra Beril, doktorla tekrar görüşeceklerini öğrenir. Başta korksa da bunun bir tedavi değil, araştırmaya katkı sağlamak için olduğunu anlar.Ancak aynı gün müzik grubunun çalışması da vardır. İki önemli seçenek arasında kalır. Sonunda doktora gitmeyi seçmek zorunda kalır.Bu kararının kabul edilmesi, Beril’in kendini değerli hissetmesini sağlar.Bu bölümde Beril’in yolculuğu tamamlanır ve yaşadığı değişim somut bir şekilde ortaya çıkar.Beril, müzik grubuyla ortaokullar arası bir şarkı yarışmasına katılır. Ana vokal olmasa da Irmak’ın yanında arka vokal olarak yer alır. Yarışmada ödül kazanırlar ve bu durum Beril’i çok mutlu eder. Çalıştıkça geliştiğini fark eder ve müzikle ilgilenmekten keyif alır.Şenlik kapsamında Feyza Hanım ile birlikte bir konferansa katılır. Konferansta aura ve yaşadığı deneyimler hakkında konuşur. Dinleyicilerden çok sayıda soru gelir. “Neden herkes bu renkleri göremiyor?” sorusuna kesin bir cevap veremese de kendi deneyimlerinden yola çıkarak açıklamalar yapar.

Beril, bu süreçte öğrendiklerini paylaşır:

                            Duyguların farkında olmanın önemi

                            Varsayımlardan uzak durmak

                            Her şeyi kişisel algılamamak

                            Başkalarının sözlerinin onların iç dünyasıyla ilgili olduğunu anlamak

                            Sözlerin gücünü doğru kullanmak

Bu konuşma Beril’i çok mutlu eder. Yaşadıklarının başkalarına da fayda sağlayabileceğini fark eder ve tüm bu deneyimlerini bir kitap haline getirmeye karar verir.Eve dönerken akşamın karanlığıyla birlikte içine hafif bir hüzün dolar. Ancak bu duygudan kaçmak yerine onu anlamaya çalışır. Bu hüzün, ailesini ve hayatındaki güzellikleri ne kadar çok sevdiğini fark etmesini sağlar.Beril, yaşadığı her şeyin ona bir şey öğrettiğini anlar ve hikâye şu düşünceyle son bulur:

“Hayat güzeldi.”

HİKÂYE HARİTASI

Kitabın Adı: Aura-Bulaşıcı Duyguların Peşinde Yazarı: Birsen Ekim ÖZEN

Ana Karakter: Beril 

1. Mekân (Yer): 

Olaylar Beril’in evi, okulu, hastane, kafe, müzik kulübü ve şehir ortamında geçmektedir.

2. Zaman: 

Günümüz zamanı, birkaç hafta süren bir süreç.

3. Karakterler: 

- Beril: Hemofili hastası, duyguları renklerle görebilen ana karakter 

- Alin: Beril’in en yakın arkadaşı, destekleyici ve anlayışlı 

- Irmak: Müzik grubunda yer alan, sonradan Beril ile yakınlaşan arkadaş 

- Feyza Hanım: Rehber öğretmen, Beril’i anlayan ve yönlendiren kişi 

- Beril’in Annesi: Başta kaygılı ve koruyucu, sonradan anlayışlı 

- Beril’in Babası: Sakin ve dengeleyici 

- Serpil Hoca: Zor bir süreç yaşayan öğretmen 

- Eymen & Yankı: Sınıf arkadaşları 

4. Olay (Konu): 

Beril’in insanların duygularını renkler (aura) olarak görmeye başlaması, bu durumu anlamaya çalışması ve yaşadığı zorluklar.

5. Problem (Çatışma): 

- Beril’in farklılığı nedeniyle kendini yalnız ve anlaşılmamış hissetmesi 

- Çevresindeki insanların tepkileri 

- Kendi duygularını kontrol etmekte zorlanması 

- Serpil Hoca’nın yaşadığı tehlikeli durum 

6. Gelişme: 

- Beril auraları keşfeder ve araştırmaya başlar 

- Duyguların bulaşıcı olduğunu fark eder 

- Arkadaşlarıyla ve öğretmeniyle ilişkileri değişir 

- Zihnini ve duygularını kontrol etmeyi öğrenir 

- Serpil Hoca’nın tehlikede olduğunu fark eder 

7. Çözüm: 

- Beril’in farkındalığı sayesinde Serpil Hoca kurtarılır 

- Beril kendini, duygularını ve düşüncelerini yönetmeyi öğrenir 

- Annesi ve çevresi onu kabul eder 

 

8. Sonuç:  Beril, kendini tanıyan, duygularını yönetebilen ve başkalarına yardımcı olabilen bir birey haline gelir. Yaşadıklarını paylaşmak ister ve hayatın değerini daha iyi anlar.

9. Ana Fikir: 

Duygularımızı tanımak ve doğru yönetmek, hem kendimizi hem de çevremizi anlamamızı sağlar.

10. Yardımcı Fikirler: 

- Varsayımlar bizi yanıltabilir 

- Sözlerin gücü vardır 

- Sevgi, sahip olmak değil mutluluğundan mutlu olmaktır

- Her birey farklıdır ve bu bir zenginliktir 

ÇOKTAN SEÇMELİ SORU ÖRNEKLERİ

1. Beril’in hastalığı aşağıdakilerden hangisidir? 

A) Astım 

B) Hemofili 

C) Diyabet 

D) Grip 

 

2. Hemofili hastalığının temel özelliği nedir? 

A) Ateş yükselmesi 

B) Kanamanın zor durması 

C) Görme kaybı 

D) Nefes darlığı 

 

3. Beril’in bileklik takmasının nedeni nedir? 

A) Süs amaçlı 

B) Arkadaşlarına hediye 

C) Hastalığını belirtmek 

D) Spor için 

 

4. Beril insanların duygularını nasıl görmektedir? 

A) Ses olarak 

B) Koku olarak 

C) Renk olarak 

D) Yazı olarak 

 

5. Beril’in en yakın arkadaşı kimdir? 

A) Irmak 

B) Alin 

C) Eymen 

D) Yankı 

 

6. Beril hangi kulübe katılmak istemektedir? 

A) Spor kulübü 

B) Satranç kulübü 

C) Müzik kulübü 

D) Drama kulübü 

 

7. Aura neyi ifade eder? 

A) İnsanların düşüncelerini 

B) İnsanların duygularını yansıtan enerji 

C) Hastalıkları 

D) Sesleri 

 

8. Beril’in annesinin aurası mutsuzken hangi renge dönüşür? 

A) Pembe 

B) Kırmızı-kahverengi 

C) Mavi 

D) Sarı 

 

9. Beril, kedisi Badem’in etrafında hangi renkleri görür? 

A) Siyah 

B) Sarı ve pembe 

C) Gri 

D) Mavi 

 

10. Duyguların bulaşıcı olduğunu Beril en çok neyle fark eder? 

A) Okulda 

B) Evde 

C) Kedisiyle vakit geçirirken 

D) Hastanede 

 

11. Gri renk genellikle hangi duyguyu temsil eder? 

A) Mutluluk 

B) Endişe 

C) Sevgi 

D) Heyecan 

 

12. Bulanık sarı renk hangi duyguyla ilişkilidir? 

A) Utanç 

B) Cesaret 

C) Neşe 

D) Özgüven 

 

13. Kırmızı renk genellikle neyi temsil eder? 

A) Huzur 

B) Öfke 

C) Sevgi 

D) Korku 

 

14. Beril duygularını kontrol etmek için ne yapmayı öğrenir? 

A) Bağırmayı 

B) Kaçmayı 

C) Derin nefes almayı 

D) Uykuya dalmayı 

 

15. Feyza Hanım Beril’e nasıl yaklaşır? 

A) Sert 

B) İlgisiz 

C) Anlayışlı 

D) Kızgın 

 

16. Beril’in en büyük zihinsel hatası nedir? 

A) Çalışmamak 

B) Varsayımlarda bulunmak 

C) Spor yapmamak 

D) Ders dinlememek 

 

17. “Varsayım” ne demektir? 

A) Kesin bilgi 

B) Tahmin etmek 

C) Deney yapmak 

D) Ölçmek 

 

18. Eymen’in Beril’e davranışı nasıldır? 

A) Destekleyici 

B) Alaycı 

C) Yardımcı 

D) Sessiz 

 

19. Serpil Hoca’nın eşinin aurası hangi renktir? 

A) Pembe 

B) Mavi 

C) Siyah 

D) Sarı 

 

20. Siyah aura neyi temsil eder? 

A) Neşe 

B) Ölüm,Tehlike ve olumsuzluk 

C) Sevgi 

D) Başarı 

 

21. Beril ve arkadaşları neden Serpil Hoca’nın evine gider? 

A) Ziyaret için 

B) Yardım etmek için 

C) Oyun oynamak için 

D) Ders çalışmak için 

 

22. Evde yaşanan olay sonucu ne olur? 

A) Herkes güler 

B) Yangın çıkar 

C) Parti olur 

D) Kimse yoktur 

 

23. Beril nerede uyanır? 

A) Evde 

B) Okulda 

C) Hastanede 

D) Sokakta 

 

24. Serpil Hoca’nın kurtulmasına ne yardımcı olur? 

A) Tesadüf 

B) Beril’in farkındalığı 

C) Şans 

D) Komşular 

 

25. Beril sevgi hakkında neyi öğrenir? 

A) Sahip olmaktır 

B) Kontrol etmektir 

C) Karşıdakinin mutluluğunu istemektir 

D) Kıskanmaktır 

 

26. Müzik yarışmasında Beril hangi roldedir? 

A) Ana vokal 

B) Arka vokal 

C) Sunucu 

D) İzleyici 

 

27. Feyza Hanım “sözlerin gücü”nü nasıl açıklar? 

A) Önemsizdir 

B) Hayatı etkiler 

C) Sadece derste geçerlidir 

D) Yazıyla ilgilidir 

 

28. Beril hangi düşünceyi benimseyince daha iyi hisseder? 

A) Kimse beni sevmiyor 

B) Ben sevilen biriyim 

C) Herkes kötü 

D) Her şey zor 

 

29. Beril’in en büyük gelişimi nedir? 

A) Daha hızlı koşmak 

B) Duygularını yönetmek 

C) Daha çok konuşmak 

D) Ders çalışmak 

30. Hikâyenin sonunda Beril ne yapmaya karar verir? 

A) Okulu bırakmak 

B) Kitap yazmak 

C) Taşınmak 

D) Spor yapmak 

CEVAP ANAHTARI

1-B 

2-B 

3-C 

4-C 

5-B 

6-C 

7-B 

8-B 

9-B 

10-C 

11-B 

12-A 

13-B 

14-C 

15-C 

16-B 

17-B 

18-B 

19-C 

20-B 

21-B 

22-B 

23-C 

24-B 

25-C 

26-B 

27-B 

28-B 

29-B 

30-B

📘 AURA – Klasik Sorular (Cevaplı)

 

1. Beril’in hastalığı nedir ve bu hastalık hayatını nasıl etkiler? 

Cevap: Beril hemofili hastasıdır. En küçük yaralanmada bile kanaması zor durur, bu yüzden dikkatli yaşamak zorundadır.

 

---

 

2. Beril neden bileklik takmaktadır? 

Cevap: Hastalığını belirtmek ve acil durumda nasıl müdahale edileceğini göstermek için bileklik takar.

 

---

 

3. Beril’in insanların duygularını renklerle görmesi neyi ifade eder? 

Cevap: İnsanların duygularını yansıtan aura denilen enerji alanını görebildiğini ifade eder.

 

---

 

4. Beril başlangıçta neden kendini dışlanmış hisseder? 

Cevap: Hastalığı nedeniyle insanların ona farklı davrandığını düşündüğü için kendini dışlanmış hisseder.

 

---

 

5. Alin nasıl bir arkadaştır? 

Cevap: Alin destekleyici, anlayışlı ve Beril’in her zaman yanında olan bir arkadaştır.

 

---

 

6. Beril, duyguların bulaşıcı olduğunu nasıl fark eder? 

Cevap: İnsanların ve özellikle kedisi Badem’in yaydığı duyguların çevresindekilere geçtiğini gözlemleyerek fark eder.

 

---

 

7. Kedisi Badem’in aurası nasıldır ve Beril’e nasıl hissettirir? 

Cevap: Sarı ve pembe renktedir, Beril’e mutluluk ve huzur verir.

 

---

 

8. Beril, öfkesini kontrol etmek için ne yapmayı öğrenir? 

Cevap: Derin nefes alarak ve dikkatini bir noktaya vererek kendini sakinleştirmeyi öğrenir.

 

---

 

9. Feyza Hanım Beril’e nasıl yardımcı olur? 

Cevap: Onu anlar, destekler ve duygularını nasıl yönetmesi gerektiğini öğretir.

 

---

 

10. “Varsayımda bulunmak” Beril’i nasıl etkiler? 

Cevap: Gerçek olmayan düşüncelerle kendini üzmesine ve yanlış anlamalar yaşamasına neden olur.

 

---

 

11. Beril varsayım yapmayı bıraktığında ne değişir? 

Cevap: Daha sakin ve mutlu olur, olayları daha doğru değerlendirmeye başlar.

 

---

 

12. Serpil Hoca’nın yaşadığı sorun nedir? 

Cevap: Eşi tarafından şiddet görmektedir.

 

---

 

13. Beril ve arkadaşları Serpil Hoca’ya nasıl yardım eder? 

Cevap: Onun tehlikede olduğunu fark edip durumu ortaya çıkarırlar ve kurtarılmasını sağlarlar.

 

---

 

14. Siyah aura Beril’e neyi ifade eder? 

Cevap: Tehlike, kötü niyet ve olumsuz durumları ifade eder.

 

---

 

15. Beril hastanede ne öğrenir? 

Cevap: Gözlerinde bir sorun olmadığını ve aura görmenin bir yetenek olabileceğini öğrenir.

 

---

 

16. Beril sevgi hakkında neyi fark eder? 

Cevap: Sevginin sahip olmak değil, karşıdakinin mutlu olmasını istemek olduğunu anlar.

 

---

 

17. Beril müzikle ilgili nasıl bir gelişim gösterir? 

Cevap: Çalıştıkça gelişir ve yarışmada arka vokal olarak yer alıp başarılı olur.

 

---

 

18. Feyza Hanım “sözlerin gücü” hakkında ne öğretir? 

Cevap: Söylediğimiz sözlerin düşüncelerimizi ve hayatımızı etkilediğini anlatır.

 

---

 

19. Beril zihniyle ilgili ne öğrenir? 

Cevap: Zihnin düşünceleri büyüttüğünü ve kontrol edilebileceğini öğrenir.

 

---

 

20. Hikâyenin sonunda Beril nasıl bir değişim geçirir? 

Cevap: Kendini tanıyan, duygularını kontrol edebilen ve daha güçlü bir birey haline gelir.

AURA – Kazanım Eşleştirme Etkinliği (MEB Uyumlu)

 

Yönerge: 

Aşağıda verilen kazanımlar ile metinden örnek durumları eşleştiriniz. 

Doğru eşleştirmeleri yazınız.

 

---

 

### KAZANIMLAR

 

A) Metnin ana fikrini belirler. 

B) Metindeki karakterlerin özelliklerini belirler. 

C) Metindeki olayları oluş sırasına göre sıralar. 

D) Metindeki duygu ve düşünceleri yorumlar. 

E) Metinde geçen önemli kavramları açıklar. 

F) Metindeki neden-sonuç ilişkilerini belirler. 

G) Metindeki problem ve çözümü belirler. 

H) Metindeki mesajı günlük hayatla ilişkilendirir. 

I) Metindeki anlatımın kişisel yorum içerip içermediğini fark eder. 

J) Metindeki karakterlerin değişimini fark eder.

 

---

 

### DURUMLAR

 

1. Beril’in başta kendini yalnız hissetmesi, sonunda kendine güvenmesi 

2. Beril’in insanların duygularını renklerle görmesi 

3. Beril’in Serpil Hoca’nın tehlikede olduğunu fark etmesi ve yardım edilmesi 

4. Beril’in “Ben sevilen biriyim” düşüncesini benimsemesi 

5. Beril’in yaşadığı olayların sırayla anlatılması 

6. Beril’in öfkesini kontrol etmeyi öğrenmesi 

7. Aura kavramının açıklanması 

8. Duyguların bulaşıcı olduğunun fark edilmesi 

9. Başkalarının söylediklerinin her zaman doğru olmayabileceğinin anlaşılması 

10. Hikâyede verilen “duygularımızı tanımalıyız” mesajı 

 

CEVAPLAR

1- J 

2- B 

3- G 

4- D 

5- C 

6- F 

7- E 

8- I 

9- H 

10- A 

 

Aura Kitabı Üzerine Düşüncelerim

 

Bu kitap, bence sadece çocukların değil, aynı zamanda yetişkinlerin de mutlaka okuması gereken bir eser.

 

İnsanların kendilerini tanımaları, hangi durumlarda nasıl tepkiler verdiklerini fark etmeleri ve en önemlisi başkalarının da kendi iç dünyalarında farklı duygular taşıdığını anlayabilmeleri çok değerli. Bu farkındalığın çocuklukta kazanılması ise büyük bir kazanım. Açıkçası ben de keşke böyle bir kitapla daha küçük yaşlarda karşılaşmış olsaydım diye düşündüm.

 

Kitabı okurken gerçekten keyif aldım. Anlatım dili sade ama verdiği mesajlar oldukça derin. Özellikle rehber öğretmen Feyza Hanım’ın yaklaşımı beni çok etkiledi. Son derece yapıcı, anlayışlı ve yol göstericiydi.

 

Günümüzde birçok insan, çevresindeki kişiler hakkında varsayımlar yaparak kendi zihninde gerçek olmayan hikâyeler oluşturuyor ve bu yanlış düşüncelerle hayatını şekillendiriyor. Bu kitap, tam da bu noktaya çok güzel bir şekilde değiniyor.

 

Bu nedenle Aura’nın yalnızca çocuklar için değil, yetişkinler için de önemli bir farkındalık kitabı olduğunu düşünüyorum. Her çocuğun, seviyesine uygun bir şekilde bu kitapla tanışmasını gönülden isterim.

 

Yazarın diğer kitaplarını da beğenerek okuyordum. Bu kitabını da gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.

ALİCE'İN DÜNYA TURU_LESLEY M.M BLUME ÖZET-HİKAYE HARİTASI-SORU ÖRNEKLERİ

 ALİCE'İN DÜNYA TURU_LESLEY M.M BLUME     KİTAP ÖZETİ Hikâye 1927 yılında New York’ta geçer. Alice Atherton, dadısı Bayan Pennyvator ile...